confessions

redleader

Yazar

  1. toplam entry 55
  2. takipçi 1
  3. puan 657

tiktok

biraz uzun oldu, o yüzden arkaya müzik de verelim.


eylül 2016'da çıkan çin menşeili sosyal medya. kendisiyile ilgili araştırıp, okuyup, haberleri takip edip, en sonunda da deneyen biri olarak sosyal medya denen araçların tartışmasız en iyisi. önce sosyal medya kavramının gelişimine değinip, neden tiktok'un bu işte en iyi olduğuna bakalım.

zuckerberg isimli şahıs facebook fikrini çalmadan önce de, bugünkü sosyal medya'ya benzer araçlar vardı. fb'nin bunlardan farklı yaptığı tek şey aslında, sınırsız fotoğraf koyabilme özelliğiydi. peki sadece bu kadar basit bir değişiklikle nasıl bugünkü yerine gelebildi?

sosyal medya dediğimiz şey aslında insanların birbirleriyle ve dünya ile etkileşim kurma çabasından ibaret. bu yüzden, iletişim teknolojisindeki gelişmeler ile her zaman elele ilerliyor. bu basit bir kural ile hangi sosyal medya şirketinin geçmişte neden tuttuğunu / tutmadığını ve gelecektekilerin başarısını az çok kestirebiliriz hatta.

bir kaç örnek verelim. yonja, hi5 vs. çıktığında "fotoğraf" insanların rahat kullanabildiği bir iletişim aracı değildi. o zamanlar yazışıyorduk; sms, msn, icq filan. herkesin kamerası yoktu telefonunda; varsa da 12*12 pixel filan çekiyordu. Facebook'un hızlı yükselişi, aslında iphone'un çıkışı ve kameralı telefonların yaygınlaşmasıyla denk düşmesinden. ve hatta, twitter'ın şansı da bu teknolojideki "geçiş" döneminde kurulmasından. ve yazmak her zaman kolay ve tercih edilir bir şey, tıpkı bu sözlük gibi.

biraz ilerleyince vine vardı, bumerang vardı misal. onların sıkıntısını tahmin edebiliyor musunuz? evet kamera var ve foto çekiliyor, ama ön kamera gibi bir kolaylık yok. ya da gene kötü kalite videolar, editing yetenekleri kısıtlı. vaktinden erken çıktığı için şu anda unutulmuş sosyal mecralara örnek bunlar. şu anda tiktok'un yaptığının biraz daha kötüsünü yapıyordu bu uygulamalar sadece halbuki.

aşağı yukarı bu zamandan itibaren facebook'un tekelleşmesi başlıyor zaten. instagram ve whatsapp'ı satın almasıyla birlikte batı dünyasındaki en fazla kullanıcıya sahip şirket oluyordu hatta. bu yüzden eğer şu anda "tutmuş" bir yenilik varsa bile, genellikle bu şirketin başının altından çıkmış oluyor. çünkü para.

ama batı dünyası dedim, çünkü dünyanın öteki yarısında işler hiç öyle değil. orada devlet eliyle bu tekelleşme destekleniyor, ve kendi kurdukları 3-4 milyar insanlık bir eko sistemleri var. wechat mesela dünyada facebook dışında en çok kullanıcısı olan mesajlaşma uygulaması, 1 küsür milyar ile. ya da hindistan'n şu anda nakit para kullanımı çok az ve bazıları devlet destekli, bazıları desteksiz bir çok çözümleri var takas için. takas yani bakınca bildiğin.

işte tiktok bu bölgelerde doğmuş ve parlamış bir uygulama. bu uygulamanın "içeriği" diye bir şey yok, tıpkı diğer sosyal medyalar gibi. ama bu adamların yaptıkları şey, sunum tekniğini mü-kem-mel hale getirmeleri.

uygulamaya giriyorsunuz, üye oldunuz. size bir tane soru soruyor: "ilgileriniz seçin". öyle yazmalı filan da değil, sadece tıklıyorsunuz. ve o andan itibaren sonsuza kadar kaydırmanızı engelleyen hiç bir şey yok. size video yükle bile demiyorlar, ne isterseniz onu yapıyorsunuz. başka konular mı görmek istediniz? iki tık. video mu yükleyeceksiniz? çekip, editleyip, ses efekti koyup atması 8-10 tık.

ve hiç reklam yok. sıfır.

işte sıkıntının başladığı nokta da bu. social dilemma'yı izlemeyenler varsa, bu sosyal medyaların en büyük derdi nasıl para kazanılacağı. facebook'un bir başka "dehası" da reklam göstermek. öncesinde zuk amcamız "eheh aylık ücret olsun" gibi sığ, paragöz ve vizyonsuz bir yaklaşımdayken şirketin strateji danışmanı öneriyor reklamları. daha sonra baktılar çok para var, ayrım yapmadan her türlü reklamı almaya başlıyorlar. daha sonra sana hangi reklamları göstereceklerini öğrenmek için bilgilerini çalmaya başlıyorlar. daha sonra, senin daha fazla reklam görmen ama kullanmayı bırakmaman için ne yapabiliriz onu araştırıyorlar. en son geldiğimiz noktada, "biden seçilirse aylık kullanıcı sayımız düşer" diye trump'ı seçtirtmeye çalışıyorlar.

asıl konumuz tiktok, ama iki farklı yaklaşımı görün istedim. tiktok nasıl para kazanıyor? uygulama içinde "coin" satıyor. bunların gerçek hayatta hiç bir denkliği yok, internet puanı sadece. ve tabi ki şu anda ne kadar kazanıyorlar, ne yaptılar belli değil ve sadece aldıkları yatırımlar ve şirketin satılma parası ile dönüyor.

pekiiii kapitalizm 101: bir şirket zararına iş yapar mı? yapmaz. bu yüzden de adamlar bulabildikleri (büyük harf) bütün verileri (büyük haf) topluyor sizden. yukarıda fb'nin yaptığını söylediklerim zaten, bunlar da yapıyorlar onları. bu topladıklarını da çin hükümetine satıyorlar. olay bu.

sistem inanılmaz başarılı dediğim gibi. tiktok uygulaması gerçekten "sosyal medya" kavramının en iyisi. kendini saatlerce izletiyor, paylaştırıyor, hiç reklam göstermiyor ve verileri otoriter bir rejime satıyor.

alan memnun, satan memnun, veren habersiz, harika bir sistem.

eh şimdi haberimiz var, yani napalım bırakalım mı? cık. gene çok basit bir bakış açısı var insanların önerdiği. bütün bunlar birer "araç", tıpkı çekiç filan gibi. ama ben "beni kullan git resim as" diye notification gönderen bir çekiç görmedim.

siz istediğiniz zaman kullandığınızdan emin olduğunuz sürece sıkıntı yok. aman zuk'a uymayın.


ama şunlara da uymayalım.


o değil de, kuzey kore'de StarCon isimli bir sosyal medya başlattıklarını biliyor muydunuz? bu sosyal medyanın akıbeti belli değil, yıllardır haber alınamıyor ahasfasf.

ay

ay'da su bulunması üzerine belirttiğim gibi, bugün biraz ay hakkındaki çok acayip bilgilerden ve tesadüflerden bahsedelim. ay derken, bizim gezegenimiz dünya'nın uydusu olan ay konumuz. yoksa güneş sisteminde 200'den fazla ay varmış. saçma bir not, özel isimleri ayırdıkça çok kopuyor yazı; yüzden bu seferlik o kuralı es geçiyorum okuma kolaylığı için. şarkıyı verelim...


ayın her zaman aynı yüzünü görmemiz
milyarlarca yıldır ay'ın gördüğümüz yüzü değişmiyor. bunun sebebi, ayın kendi çevresinde ve dünyanın çevresinde dönme hızının birebir aynı, 27.3 gün olması. bakın sıfır oynama diyorum, hiç oynamıyor.

ayın şekli ve yapısı
3,475 çapında olan ay, dünyanın yaklaşık 1/4'ü ve bu oran güneş sistemindeki en küçük oran. bu yüzden dünyamızı çok etkiliyor ve bilim adamlarına göre dünyada hayat olabilmesinin sebebi. mineral ve katman yapısı da dünyaya çok benziyormuş; ki bu da bizi sonraki bilgiye getiriyor.

ay nasıl oluştu?
şu anda en yaygın görüş, dünya daha sıcakken bir astroid çarpması sonucunda kopup yerleşmiş bir parça olduğu yönünde. zaman olarak da güneş sistemi oluştuktan 95 milyon yıl kadar sonra; artı-eksi 32 milyon yıl (ahah bak gene akıl almaz..).

ay yüzeyinin özellikleri
ayın içi ve çekirdeği hep spekülasyon, ama yüzeyindeki maddelerin ağırlıklara göre dağılımını hesaplamışlar. %43 oksijen, %20 silikon, %19 magnezyum, %10 demir en çok bulunanlar. bi dakka lan, oksijen mi? ağırlık olarak 43% hem de? neyse, geçenlerde su da buldular ay yüzeyinde onu da biliyoruz.

ayın yörüngesi
ay bize ortalama 384.400 km bir mesafede dönüyormuş. en yakın ile en uzak olduğu mesafe arasında 40 bin kilometre var yaklaşık, ve saate 3.680 km hızla dönüyor.

medcezir etkisi
ayın yerçekimi, dünyanın denizlerini etkileyebilecek kadar olduğundan bizim medcezir dediğimiz etki ortaya çıkıyor. olay da şuymuş; dünyanın ay'a daha yakın olan kısımlarındaki sular ayın yerçekimi ile yükseliyor, uzak tarafta ise eylemsizlik yüzünden yükseliyor. aralarda da (?) su seviyesi düşüyor.
bu olay dünyanın pek çok koyunda günde 2 kere, kalanlarının çoğunda da günde 1 kere gerçekleşiyor. "e ama günde bir kere nasıl olabilir ki bu anlatılan şekilde?" dediğiniz duyar gibiyim - bunun miktarları, zamanları ise sadece aya değil dünyanın dönüşüne filan bir ton başka şeye bağlıymış.

ayın dünyayı yavaşlatması
bu uydumuz aynı zamanda dünyamızı yavaşlatıyormuş. hem de her yüzyılda yaklaşık 2.3 milisaniye. bak gene ya...

tutulmalar
hah işe şimdi en ilginç konulardan birine geldik. ay ve güneş tutulmalarını ayrı ayrı yazıyorum. öncelikle, ay tutulması, dünyanın güneş ile ay arasına girmesi ile oluyor. bu çeşit ay tutulması sadece dolunayda olabiliyormuş. bunun niyesini anlamadım açıkçası. neyse, çizim atıyorum:


çizim ölçekli değil; güneş çok daha büyük aslında, mesafeler daha uzun filan. bu rada bu neden sadece dolunayda oluyor anlayamadım hala.

güneş tutulmasına gelirsek. o da şöyle oluyor, ay bu sefer güneş ile dünya arasına giriyor. ayın gölgesi çok ufak olduğu için, net görülebildiği bölgeler çok az. hemen çizelim gene.

çizdim diğerinden daha da zor geldi biliyorum; açıklaması şu arkadaşlar. güneş bizden ayın olduğundan tam 400 kat daha uzak, ama aynı zamanda tam olarak 400 kat daha büyük olduğu için böyle bir olay gerçekleşebiliyor.
ama yukarıda net görülebildiği bölgeler çok az demiştim di mi? halbuki oranlar bu kadar net ve milimetrik ise bu çocukların günahı neydi gökyüzü kararmamış bile?
[youtube]https://youtu.be/ub6cT-3kON0?t=86[/youtube]

ayın parlaklığı
ayın kendi ışığı yok ve tamamen güneş ışıklarını yansıtıyor. ayın yüzeyinin yansıtma gücü yaklaşık olarak eskimiş asfalt kadarmış (ahsfh sinirlerim bozuldu). eskimiş asfalt bize bu kadar parlak bir ışık nasıl veriyor emin değilim, ama yüzey yapısında vardır eminim bir şeyler.

evvett bu kafa karıştırıcı yolculuğumuz sonucunda elde ettiğimiz bilgiler:
- yörüngesinde ve kendi çevresinde dönüş hızı tamamen aynı.
- 3.9 milyar artı eksi 32 milyon yıl önce oluştu.
- yüzeyinin neredeyse yarısı oksijen.
- dünyadaki denizleri çekebilecek bir yerçekimi kuvveti var ama daha fazlası değil
- dünyayı yavaşlatıyor.
- ufacık boyu ve yörüngesine rağmen güneş ve ay tutulmaları yapabiliyor. uzaklıkları ile oranları, gene, birebir aynı olduğundan.
- eskimiş asfalt kadar yansıtıcı ama tüm gecemizi aydınlatıyor.

şimdi robin'in sözü daha anlamlı hale geliyor değil mi; "Ayın var olamayacağını açıklamak, varlığını açıklamadan çok daha kolay gözüküyor".

şu kadar yazıp "bütün bunlar tesadüf olabilir mi!!11!" diye bitirmeyeceğim, ama uzay dedikleri bu uçuk sayılar dünyasındaki tesadüflerin çok ufak bir kısmı bunlar.

bol araştırmalı öğrenmeli günler diliyorum. çıkış şarkısı...


kaynak: https://www.space.com/55-earths-moon-formation-composition-and-orbit.html

korona manyaklıkları

bu vürrüse karşı alınan önlemler kısmında artık sıkıcı bir distopyaya dönüşen manyaklıklardır.

kaliforniya eyaleti toplum sağlığı departmanı, yaklaşan tatiller ve kutlamalar hakkında önlemler listesi yayınlamış. aynı anda en fazla 3 aile buluşabiliyorsunuz, en fazla iki saat, maske her an zorunlu, içeride tuvalete gidemiyorsunuz, tek kullanımlık ve tek kişilik kaplarda yemek servisi gibi biraz tutarlı şeyler var nispeten. son madde ama efsane:

şarkı söylemek, slogan atmak ve bağırmak
"bu aktiviteler veya fiziksel yorgunluk virüsün bulaşma ihtimalini çok arttırıyor çünkü havaya damlacıkların yayılmasını arttırıyor. eğer böyle bir durumla karşılaşırsanız..."

diye başlayıp, verdikleri abzürt tavsiyeler şunlar: şarkı söylerken ya da bağırırken maske takacaksınız. şarkı söyleme sesiniz mümkünse konuşma sesi veya daha alçak olacak. nefesli enstürmanlar özellikle tasvip edilmiyor.

aahahshjda sizi bilmem ama bu bana biraz abartı geldi. aşağıda kaliforniya vaka sayıları var:


evet bence de bu eyaletin bu yasakları uygulamasının tam vakti. en yüksek vaka sayılarının yarısındayken.

bu arada şöyle bir gerçek var, kaliforniya tam bir solcu ve liberal cenneti. adamlar her türlü social justice warrior'luk, başkalarına adına alınma ve sosyal medya üzerinden post atarak dünyayı kurtarmanın baş kenti. yani bu adamlar bu yasaklara uyar, hatta kendi kendine bahçesinde şarkı söyleyen insanların uzaktan videosunu çekip tiktok'a koyar.

bu tepemizdekilere 1 verirseniz 3 daha tırtıklarlar, 5 daha isterler. önlem almayalım, ortada tehlikeli bir şey yok demiyorum, ama feragat ettiğimiz her özgürlüğümüz için:
- buna değer mi?
- pire için yorgan mı yakıyoruz?
diye sormamız gerekli.

yoksa bizi bu virüs değil, "bizi korumak adına" ses çıkartmadan kuruluşunu izlediğimiz hapis hayatı öldürecek.

https://www.rollcall.com/2020/08/05/pandemics-effect-on-already-rising-suicide-rates-heightens-worry/



ay yüzeyinde su bulunması

beni çok eğlendiren uzay haberlerinden bir tanesi. bir süredir kafamda ay hakkında yazmak var, ama şimdilik şu alıntıdan bahsedeyim:

“Ayın var olamayacağını açıklamak, varlığını açıklamadan çok daha kolay gözüküyor.” dr. robin brett, NASA profesörü

burada şikayet ettiği şey nasıl oluştuğunu bir türlü bilemiyor olmaları, ellerindeki teorilerin her birinin çok rahat çürütülebiliyor olması. ay'ın kendiyle ilgili tuhaf tesadüflerden de sonra bahsederiz.

şimdi su bulma haberine bakıyorum, eğlendiğim nokta şu: bu haberlerin hepsinde akıl almayacak ölçekler kullanılıyor. benim okuduğum kaynaktan aynen çeviriyorum:

"bulunan su miktarının çok kısıtlı olduğunu vurgulayan nasa, miktarın yaklaşık olarak sahara çölündeki toplam su miktarının %1'i olduğunu söyledi."

ahahshd bu ne abi? böyle bilimsel ölçüt mü olur, yalvaç ural bilmecesi mi la bu? oturdum araştırdım, bulamadım. ne buldukları su miktarını, ne de sahara çölündeki miktarı.

bir de ne yok biliyor musunuz? bu suyu nasıl buldukları. bir ton goy goy var "uzayda kuracağımız üsler için çok faydalı bir bulgu" filan fıstık ama hangi bilimsel yöntemle, nasıl arayarak buldukları yazmıyor.

"ayın aydınlık yüzünde bu kadarcık su bulmak, samanlıkta iğne aramaya benzer." nasa prof. Cangar Pekgöz

26 ekim 2020 dolar kuru

edit: kurun kendisini yazmamışım yahu. o sırada 8.05 idi, şu anda da 8.05 civarlarında dolaşan kurdur.

sadece bugün değil, genel olarak takip etmesi oldukça kolay olan kur. misal, asgari ücret alan birisi, son iki saat içerisinde 2.5 dolar kaybetti. tekrar alım gücü için try'ye çevirdiğimizde, 20 lira.

bir asgari ücretlinin günlük geliri, haftasonları da çalışıyorsa, 77 lira. ve iki saat içinde 20 lirasını kaybetti.

arkadaşlar "para" dediğimiz şey tamamen kurmaca, şu anda ortada dolaşan dolarların monopoli kutusundan çıkan paralardan hiç bir farkı yok değer olarak. ama bu boktan yerde geçer akçe o olmuş.

bu düzeni kıramıyoruz ok, ama bari bize çay içmemizi ya da ailecek tatile gitmemizi tavsiye eden yalancıların daha çok çalmasına izin vermeyelim.

yalan haber

dün ortaya çıkan bir habere göre, bir "cinci hoca" önce bir kadına, sonra da kocasına tecavüz etmiş. hemi de "sende büyü var" diyerek. isteyenler için link

haberi okudum, hayatımda okuduğum en kolpa şey geldi. gece ortaya çıkan bilgilere göre, zaten yalan habermiş. özellikle yerel, ya da nispeten ufak haber siteleri bunu çok yapıyor - eminim oturtmuşlardır bir stajyeri yazdırmışlardır. neyse, buna binaen bocaeli valiliği'nin yaptığı açıklamaya göre böyle bir suça dair ne ihbar ne bir şey varmış, bu yüzden haberi yapan siteye dava açıyorlarmış. savcılığa bu kişiler hakkında "suç uydurma" suçundan dava açmışlar. bakın yalan haber değil - yani haber uydurduğu için değil, böyle bir suç uydurduğu için ceza kesmişler.

yani diyorlar ki, "siz bir şey uyduramazsınız, sadece biz uydurabiliriz".

herhangi bir haber sitesine girin, özellikle uzman görüşü olan haberleri okuyunca ne dediğimi anlayacaksınız. "5. kattan yüksekte yaşamak çok tehlikeli! prof. koramiral avukat zanaatkar munis pompacı anlatıyor" gibi şeyler. ya da canan karatay gibi tipler. ya da bokunu yiyen celal şengörler.

eskiden bizim dalga geçerek söylediğimiz "internetteki her şey yalandır" düsturumuz vardı. şu anda buna daha çok dikkat etmemiz gerekirken, herkes internette her okuduğuna güvenmeye başladı. halbuki, internetteki "bedava" şeylerin, ki buna haberler de dahil, nasıl para kazandığını yazmıştık: (bkz:#1164344)

sizden ricam, internette bir şey görünce "bu gerçek mi" diye sormaktan vazgeçmeyin. aklınıza güvenin, en güzel kolpa detektörü o.

nelerin nelerin gerçek olmadığını gördükçe zaten siz de sinirleneceksiniz, eminim.

15 ekim 2020 twitter olayları

bu olayların artçıları 3 gündür sürmeye devam ediyor. twitter, ertesi gün yaptığı açıklamada, bu haberin engellenme sebebinin "hack ile ele geçirilmiş materyal" olduğunu söylüyor. buna göre eğer bir haerin ya da linkin içeriği hack ile edilmiş bir şeylere atıfta bulunuyorsa, bunu engelliyor.

diyorsunuz ki "wikileaks, fappening, vb. hack sonuçları ile ilgili olarak bu kuralı uygulamadılar" ve evet haklısınız.

neyse, 16'sı tsi gece, twitter apar topra gizlilik sözleşmesini değiştirdi, "hack ile elde edilmiş şeyler, doğrudan hackerlar tarafından paylaşılmışsa silinecek" - ve sonra habere olan engeli kaldırdılar. trump aynı gün facebook ve twitter'ı "tehdit etti" (lol) ki onu da tweet atarak yaptı.

neyse, twitter başkanı çıktı "evet ya bu biraz olmadı sanki" dedi, ve hayat devam etti. ta ki dün geceye kadar. dün, beyaz saray danışmanlarından biri "maske işe yarıyor mu? HAYIR" diye bir tweet attı. twitter hemen bu tweeti engelledi ve hala daha kaldırmadılar. adam bir sonraki tweetinde toparlamaya çalışıp "ya kullanım amacına uygun olarak demeye çalıştım" dese de, hala daha bu tweet ortada yok.

tamamen bonus bir olay olarak, twitter kendilerini siyahi trump destekçileri olarak gösteren bir grup hesabı kapattı. adamlar istiyor ki trump tweet atsın, bütün platform onu gömsün hiç destekçisi olmasın.

peki ama neden?

bütün bu olaylar üzerine, kendi kullandığım ve pek çok olayı yorumlamayı kolaylaştıran bir kural paylaşmak istiyorum. sektörün içinden biri olarak, bütün sosyal medyaların bir numaralı, en çok istedikleri şey etkileşimdir. retweetlesin, heşteg olsun, arkadaş eklesin vs vs. bunu da en çok:
- twitter'da muhalifler, ya da social justice warriorlar, ya da tweet atarak dünyayı kurtaranlar
- facebook'ta herkes
yapıyor. yani müşteri kitleleri az çok belli. pekiiii sosyal medyada konuşacak bir şey lazım değil mi?

işte trampından kadıköy belediyesine, bütün politikacıların yaptığı bu. halka konuşacak, tweet atacak şeyler vermek. twitter da işte tam bu yüzden bu kadar boktan bir durumda; müşterileri karşı taraftan nefret ediyor, ama o tarafı engellerlerse bu sefer de konuşacak bir şey kalmayacak.

donald trump, bir influencer'dır ve twitter'ın en önemli gelir kaynağıdır.


initiative q

ekşi sözlük'te dün gece 3-4 saat boyunca herkesin link paylaşıp, bu sabah link verenlerin tamamının uçurulduğu oluşum. hızlı hızlı bütün problemleri yazıyorum, sonda da ufak bir cevap olacak, "internette bedava bir şey var mıdır" sorusuna.

- kaç yıldır sessiz oluşum, gördüğüm kadarıyla son bir ayda orta-doğu ve hindistan pazarında patlamış. artık hintilerle birbirimize kü koin atarız.
- amaçları 30 milyon kullanıcı. eylül'de attıkları tweet: "hindistan 1 milyon kişiyi geçen ilk bölge oldu". ondan önceki tweette "yüzbinlerce kişi mobil uygulamamızı indirdi" diyor.
- bu bir crypto para değil.
- bu dağıtımlı bir sistem değil, adamların kontrol ettiği tek merkezli bir sistem.
- teknoloji olarak bir şey yok, websitesinde nasıl çalışacağı bile yazmıyor.

özetle söyledikleri şey şu; herkese patronumuzun katladığı kağıt parçalarından dağıtıyoruz. bütün dünya bunu kullansa ne güzel olur. bu ne mk, bir de sikik bir sayaç koymuşlar siteye "ilerde q coininiz ne kadar edecek" diye. bak bak bak andavallara bak sen?

şimdi girdim, gizlilik sözleşmesini cümle cümle gömecektim ama nereden tutsam elimde kalıyor. özetle verilerinizle istedikleri ülkede istedikleri boku yiyorlar, satıyorlar gönderiyorlar bilmemne.

mail adresinizi kimlere verdiğinize çok dikkat edin; hele mümkünse gerçek adınızı kaydolduğunuz yerlere vermeyin (banka vs. yasal süreçler hariç). ben daha önce hiç bir şirketin bedava para verdiğini görmedim; eğer bu adamlar bunu yapıcaksa kripto paradan daha orjinal bir iş olur.

yani bu bir "kumar"; oynamak içinse verdiğiniz şey şimdilik gizliliğiniz. ilerde para kazanmak için olması gerek ise, tüm dünyanın "evet bu adamların katladığı kağıtlar değerlidir" diye anlaşması gerekiyor.

buradaki reklamlar, o paraya kaydolan insanların toplam kazanacağı paradan daha fazla kazandırmıştır. onlar 0 kazanacak çünkü.

sevgiler, dikkat edin kendinize! korkmayın da ama, bu dingillerden bir zarar gelmeyecek büyük ihtimalle. uyarılarım ilerde başka biri tosuncuk ver.2 olmasın diye.

edit: aa bakın Q harfi deyince, bundan çok daha dünyamızı etkileyecek bir başka oluşum için: qanon

15 ekim 2020 twitter olayları

türkiye saati ile 15'i 16'sına bağlayan gece yaşanan olaylardır. genel olarak kullanıcıların "erişemiyoruz yha" nidalarıyla farkettiği durum, aslında öncesi incelendiğinde ilginç olaylar barındırmaktadır.

başlamadan önce, twitter platformdaki trollere ve paralı operasyonlara karşı bir takım önlemler uyguluyor. bakınca faydalı gözüken bir sistem; ama içeriğini engelleyebildikleri iki tane kategorigizli bilgiler ve hassas içerik. çok uzatmadan sıkıntıyı söyleyeyim, kime göre neye göre gizli / hassas?

olay 1) twitter dün amerikan meclisinin yayınladığı bir linki "gizli bilgi" diye kaldırdı.



bu engelledikleri link, amerikan başkan adayı joe biden'ın oğlu, hunter biden ile ilgili. bilahare ikisinden ayrı bahsederim, ama buradaki olay şu: joe biden zamanında amerikan başkan yardımcısıyken, kişisel çıkarları için ukrayna'nın iç işlerine karışmış.

bununla ilgili çok önemli bir kanıtı sunan amerikan meclisi, dün gece twitter tarafından sansürlendi.

2) mavi tık'lı hesapların hacklenmesi

aralarında jeff bezos, bill gates, elon musk, ve evet joe biden olan bazı isimler peşpeşe hacklendi. daha doğrusu işin nasılını bilmiyoruz ama hack diyelim. hepsinden şöyle bir tweet atıldı:


bildiğin eski knight online kurnazlığı, "bana şu kadar para gönder sana iki katını göndereyim". bu sayede 100 kadar bitcoin kaldırdıklarına dair iddialar dolaşıyor.

3) twitter'ın çökmesi / kapanması

bu olayların üstüne twitter erişilemez hale geldi dünya çapında ve yaklaşık bir saat sürdü bu kesinti. bu hacklenme muhabbetinde dolaşan, ama dedikodu dışında kanıt bulamadığım bir iddia şuydu: mavi tık ve two-factor-authentication ile ilgili bir sıkıntı olduğu. bu sistemlerin de kırılabilmesi için en makul olan açıklama, bu işi twitter'ın içinden birinin yaptığı. benim tahminime göre twitter hack vs. değil, kendi isteğiyle sorunu çözene kadar erişime kapattı.

bütün bu olayların peşpeşe olması tamamen tesadüf de olabilir tabi ki. öyle düşünüyorsanız bundan sonrasını okumayabilirsiniz.

benim görüşüme göre bu olay eski orduların kaybedip geri çekilirken bıraktıkları yerleri yakıp yıkmasına benziyor. twitter 2016'dan beri bir savaş alanı, ve paralı troller yıllardır kapışıyorlardı. hangi taraf kazanmıştır, hangisi kaybetmiştir belki ipuçları görebiliriz, ama twitter'ı yıkıp öyle hayatlarına devam etmek istiyor olabilirler.

unutmayın, amerikan başkanlık seçimi yalan dolan, ama dünyanın geri kalanının kaderini etkileyecek bir yalan dolan.


wuhan virüsü

yeni çıkan bir habere göre, bu virüse ikinci kere yakalanan kişi bu sefer yenik düşmüş.

tık tık: https://www.turkinfo.nl/dunyada-ilk-kez-koronaviruse-ikinci-kez-yakalanan-hollandali-yasi-kadin-hayatini-kaybetti/28670/

haberin başlığına bakınca sizde de "sıçtık" hissiyatı oluştu di mi? hemen içeriğine bakalım:

"89 yaşındaki kadının 2 ay sonra yeniden koronavirüse yakalandığı ve kanser hastası yaşlı kadının kemoterapi tedavisi sırasında yüksek ateş belirtisi üzerine test edildiği ve sonucun pozitif çıktığı belirtildi. Bağışıklık sisteminin zayıf olmasından dolayı virüse karşı direnemediği ve hayatını kaybettiği bilgisi verildi."

bu haberi "koronavirüse ikinci kez yakalanan kişi öldü" diye niye veriyorsunuz insafsızlar?

wuhan virüsü

dalga dalga geldiği / geleceği iddia edilen bir salgın vürüsü. tabi bize söylemedikleri şey, bu hastalığı yenerken bazı ülkelerin tur bindireceği.

"nalaka lan" demeyin - yeni zelanda ülkede tekrar sıfır aktif vakaya düştüklerini açıkladı. biz diyoruz "türkiye şu an ikinci dalgada", amerikalılar dalga geçiyor "biz daha birinciyi bitirmedik ehe ehe" diye.

yeni zelanda'yı daha önce de yazmıştım, hem de gene bu başlıkta (#1163972). 0 vaka ile 102 gün geçirdikten sonra, tekrar hasta çıkmıştı. çıkmıştı derken, yoktan peydah olmuştu diyorum.

eylül ortasındaki haberlere göre, yeni vaka sayıları günlerce üstüste sıfır çıktı. şu anda yeniden 3-5 bir şeyler çıkıyor, o yüzden "acaba biraz kısıtlasak mı insanları" diyorlar.

dalgalar farklı farklı vuruyuor. bunun sebebi tabi önlemlerin farklılığı, nüfus bilmemne. ama gelin başka bir şey göstereyim. aşağıda, dünya çapında günlük yeni vaka ve aktif vaka sayıları grafikleri var (kaynaklı filan).





çizdiğim noktalardan biri, bu korku pompalamasının en yoğun olduğu, nisan ortası dönemleri. hatırladınız mı, "hepimiz ölcez" diye haberlerin bağırdığı, "flatten the curve (eğriyi düzleştirelim)" dedikleri dönemler.

o dönemlerdeki hastane görüntülerini hatırlıyor musunuz peki? yoğun bakımda aynı makineye dört kişi bağladıkları, ağlayan hemşireleri, yorgunluktan bayılmış doktorları? bize evden çıkmayın diye yalvaran tom hanks'i, bill amcayı, bütün o ünlüleri?

şu anda o dönemden 3 katı kadar yeni vaka çıkıyor, 3 katından fazla ise aktif vaka var. nerede lan bu videolar? ağlayan hemşireler? hani "lütfen evde kalın" diyen keanu reaves?

yukarıda dalga dalga yayıldığından bahsetmiştim, bazı ülkeler daha iyi daha kötü diye. şu anda rusya, hindistan yıkılıyor virüsten (hiç görüntü bulamıyorum ama hadi güvenelim). aktif ve yeni vakalara sadece amerika için bakalım bir de madem:





gördüğümüz gibi, gene 3-5 kat yüksek rakamlar. tekrar soruyorum, nerede lan bu görüntüler?

benim görebildiğim kadarıyla iki tane ihtimal var. birincisi, başımızdakiler kafalarını kuma gömüyorlar / bizden bilgi saklıyorlar. ikincisi ise, bu virüs artık "eski haber". o kadar tık getirmiyor, o yüzden normalden 3 katı fazla hasta olmasına rağmen, haber değeri taşımıyor. yani bu adamlar ya yalancı, ya çıkarcı, ya da ikisi birden.

peki, bu adamlar yalancı ve çıkarcı ise.
bu virüsle ilgili diğer söyledikleri herhangi bir şeye nasıl güvenebiliyoruz ki?

bir de bonus vereyim. amerikanın aktif vaka sayıları döneminde, george floyd protestolarının etkisini görebiliyor musunuz? mayıs sonunda protestolar başlıyor, haziran ortası-sonu gibi (yani kuluçka dönemi sonrası) vakalar atağa kalkıyor.

halbuki o zamanlar "yani protestoya gitmek için çıakbilrsiniz ama işe gidemezsiniz" bile demişlerdi.

netflix

an itibariyle tamamiyle kapattığım oluşumdur. cuties rezaletinden sonra yok bilmemkimin hesaptan çıkmasını beklemek, yok şu dizi çıkıcak diye sağ-sol baskısını bitirip kapattım.

valla çok rahatladım. şöyle bir düşünüyorum, "ya tüh şunu da izleyemeyeceğim" dediğim hiç bir şey yok. bir şey izlemek istesem elimde gırla var youtube filan.

tavsiye ederim demiyorum şimdilik tabi. ama korkulacak bir şey değil.

coronavirüs'ün ekonomik etkisi

geçen gün başka bir konuyu araştırırken, bir türlü güncel haber bulamadığım etki. ben de kafaya taktım, oturup kendim araştırdım derledim. öncelikle, bu pandemiden bu ekonomik düzendeki işçi sınıfı ve elit sınıf çok farklı etkilendi. ben, kendim gibi işçi sınıfından bahsedeceğim.

en güncel işsizlik verileri daha yeni yayınlandı. tüik denen istatistik bilimine inat olan kuruma göre, işsizlik oranı haziran ayında %13.9 imiş. bilgi saklamak için o kadar uğraşmışlar; 15-64 yaş aralığı işsizlik oranı ne aq? üniversite gençleri mesela ekonomiye katkı sağlamıyorlar henüz, ama işsizlik oranında gözükmüyor, öyle anlatayım.

bir başka okuyabildiğim bilgi; hizmet sektörünün işsizliğinin korkunç boyutta olduğu. aynı zamanda hizmet sektörü, en büyük grup bu araştırma içerisinde.

son olarak; 15-24 yaş arası işsizlik, sıkı durun, %26.1! yukarıdaki hesaplama korkunçluklarını da düşününce, hiç iç açıcı bir tablo ortaya çıkmıyor.

peki diyelim işimiz var, asgari ücret alıyoruz, 2.325 tl. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı, kasım 2019 itibariyle 2.000 tl. bu açlık sınırı hesabı bildiğim kadarıyla sadece çay ve simit yiyerek gibi hesaplanıyor, ama neyse. eğer virüs olmasaydı, asgari ücretle 4 kişi aç olmadan yaşayabiliyorduk-muş(lol).

virüste ne oldu? tüketici fiyat endeksi saçmalığına göre virüsten beri aylık olarak %1.5 artıyor. ağustosta %2.5. ama ben içinde pinpon topu olan fiyat endeksini ne yapayım diyorsanız, haklısınız. haberleri hatırlayalım o zaman;

ötv zammı yapıldı.
tüketici kredi vade limitleri 60 aydan 36 aya çekildi.
mart başında 6.23 olan dolar şu an 7.48 civarı.
mart başında altın 314 tl iken, şu an 467 tl.
ekonomik daralma %3-4 civarı tahmin ediliyor.
GSMH bu yıl ikinci çeyrekte, geçtiğimiz yıla göre %9.9 küçülmüş.

yani, bu virüs ekonomimizin içinden geçmiş, geçiyor. insanların birikimi yoktu, kredi borcu vardı zaten en başta. bu süreçte daha kısa sürede, daha çok para harcamaya zorladılar normal halkı. daha az üretmişler, daha az ithal etmişler, onları da fahiş fiyatlara satmışlar.

ilk önce gidip avm'leri açtılar. sen ölebilirsin, ama ekonomi ölmemeli. kişisel servetiyle dış borcu kapatabilecek adamlara devlet destek olurken, "askıda fatura" ile vatandaşa birbirinin faturasını ödetiyor aliminyum.

yazıyı keşke tavsiyeler, ne yapılabilir filan ile bitirebilseydim ama maalesef. dikkat edin kendinize, borcunuzu harcınızı kapatmaya çalışın belki; benim 4 yıl sürdü ama büyük rahatlık.

şunu da bırakayım da gülelim: "işçi sınıfı: lütfen bize yardım edin"


wuhan virüsü

bir süredir dünyada tavsamış gibi gözüken virüs. ama biz tavsadık mı türkiye olarak, hayır. ana akım medya tavsadı mı, o da hayır. hemen bugünkü haberimize bakalım:

bir düğün, 0 maske, 276 kişi ve 56 yeni vaka. teşekkürler minnesota halkı!

haberin detaylarında diyor ki, bir düğün yapmışlar ve davetli sayısı önerilen rakamın üstündeymiş. bu yüzden o düğüne giden 9 ilçeden 56 yeni vaka çıkmış.

bu virüsün bulaşıcılığı manyaklar gibi bir şey değil miydi ya? DSÖ'nün son bulabildiğim verileri bir kişinin ortalama 2.5 kişiye bulaştırdığını söylüyor. bu düğünde de (56 / 2.5) 23 kişide mi virüs varmış yani? ya da madem bir bok yapılmadı, neden sadece 56 kişide çıkıyor virüs?

bu arada, "önerilen sayının üstünde" dedim ya? önerilen sayı da 250 imiş, ve social distancing arıyorlarmış. yani düğüne 2 aile gelmese, bu durum "yasak" bile olmayacaktı.

son bir bakış açısı olarak; günlük vaka sayılarının onbinleri bulduğu bir ülkede, 300 kişilik ve hiç bir önlem alınmamış bir düğüne gitseniz bile, virüs kapma ihtimaliniz %20. virüsün sizi ağır hasta etme ihtimali ise 1%.

sırf bu entiri için biraz ekonomide son haberlere bakayım da kanıt koyayım istedim, yok aq! son bir ay içerisinde kimse artan işsizliğe, maaşını alamayan çalışana, dükkanını kapatan esnafa değinmemiş! ötv'nin ikiye katlanması, bulunan doğalgazın vatandaşa zam olarak dönmesi (?) gibi şeylerden bahseden yok!

o yüzden şunu bırakıyorum:






sputnik v

tabi ki rus aşısı ilk önce rus halkına yapılmayacaktı. "benim kızım bu aşıyı oldu durumu iyi" diyen putinin kızı olduğunu biliyor muydunuz mesela? hem de iki tane varmış; hangisine yapıldığını söylememişler.

belarustan azıcık bahsedelim. rusya ile polonya arasında bulunan bu ülke, bir bakıma tampon bölge olarak kullanılıyor bütün avrupa tarafından. çünkü rusya'nın polonya'ya sınırı olması demek, bir ayağının avrupada olması demek coğrafi olarak.

belarus'ta geçenlerde başkanlı kseçimi yapıldı, ve sovyetlerin dağılmasından (1991) beridir başta olan "seçilmiş" lider tekrar seçildi 80% ile. halk ayaklandı, polis şiddetle karşılık verdi, olaylar hala sürüyor. putin, belarus liderine "herhangi bir şey olursa yanındayız", ab'ye ise "ayağınızı denk alın" dedi.

şu anda küresel büyük güçler aşı yarışındalar, milyarlar akıtıyorlar piyasaya önce bir şeyler sürebilmek için. bunun için güvenli olmayan prototipleri kötü testlerle ilerletiyorlar.
(bkz:jennıfer haller)
(bkz:covid-19 aşısı)

aslında faz 3'e kadar insana yapmakta bir sakınca yok eğer gönüllü denek bulabilirseniz; ama baktıkları şey aşağı yukarı "o an öldürüyor mu" kadar sığ. asıl, toplu denemeler faz 3'te yapılıyor.

bu fazı da tutup kendi halklarına yapacaklarını düşünmüyorsunuz herhalde? ölseler umurlarında olmayacak, ve hatta ölümünü isteyecekleri birilerine vuracaklar aşıyı.

bu prototip aşıları muhalif biri mi önce gönüllü vurdurur, iktidar yanlısı mı?

dolayısıyla rusya belarus'ta test edecek aşısını.
amerika nerede test eder bilmiyorum, belki türkiye'de bile olur aramız düzelirse (!)
çin desen toplama kampları var.

gözümüzü açmamız gerek ki kimler gerçekten sağlığımızı düşünüyor, kimler cebini kimler ruhunu görebilelim.

jennifer haller

gerçekten cesur, ve asla ama asla yalnız olmayan insan.

ian haydon, jennifer ile aynı teste girmiş. onda en yüksek dozu denemişler hatta; vücudu tepki verdiği için hastaneye gitmesi gerekmiş.
neal browning keza aynı deneyin bir parçası.

bu insanlarla röportajlar yapılmış, merak eden olursa tercüme eder koyarım. bir kaç cümle koyacağım çeşitli röportajlardan derlediğim.

ian: "kızarkadaşım ve ailemle konuştum. pandemi çoktan seattle'ı mahvediyordu. benim 1923'te ispanyol gribinden ölen bir büyük dedem var. ben bilimadamlarına çözüm üretecekleri konusunda güveniyorum. deneylere inanıyorum. bir biyoloji öğretmenim zamanında eğer başlamadan sonuçları biliyorsan bilim yapmıyorsun demişti. bilinmezlikle barıştım. bütün formları imzaladım."

bu abimiz "benim pandemiden ölen dedem var" bile demiş yahu, kovid aşısı kamu spotu gibi açıklama olmuş.

"ikinci faz 600 kişi, üçüncüsü ise 30000 kişi ile bu ay başlıyor (3 temmuz 2020)"

neal'ın röportajındaki haber kısmı: 45 kişilik test grubundan 8 kişide savaşan antikorlar üretildi; ki bu değer ilerideki covid 19 vakalarına karşı biraz koruma sağlayabileceğini düşündürüyor.

neil: "aslında, moderna şirketinden kimseyle temasım olmadı. kaiser'de çalışanlara sorduğumda, onların da karanlıkta olduğunu ve hiç bir şeyin söylenmediğini öğrendim.
şu an bildiklerimi bilerek, gene olsa gene yaparım diyorum. şirket çok yeni bir şirket, 10 yıllık, ve daha önce piyasa çıkmış herhangi bir ürünleri yok. daha önce mRNA teknolojisini kullanmışlar ve Zika için devam ediyorlar. ama bu aşı daha önce hayvanlarda bile denenmemişti, biz hem ilk insan hem de hayvan deneyiydik."

röportajlardan hiç birinde bu insanların hastalık kapıp kapmadığını göremedim. aynı şekilde, bu ismini bildiklerimiz antikor üretmiş mi onu da bilemiyoruz, kapalı deney olduğu için.

10 yıllık ve hiç bir ürünü olmayan bir şirketin, 45 kişilik hayvan kobay grubu olmak gerçekten büyük cesaret.
insanların %18'inde antikor üretmiş bir aşıyı "iyi bu" diye devam ettirmek de öyle.
kimseden bilgi alamadığın, şirket çalışanının bile "valla bize de bişi söylemiyolar" dediği bir ortamda 2 doz bir şey zerk ettirmek hele deli cesareti, helal olsun.

bunları söyleme sebebim ne çare arama çabalarını küçümsemek, ne de "bu gerçek değil" gibi iddialarda bulunmak. bir sorum var sadece;
aşının yapıldığı 16 mart döneminde abd'de vaka sayısı 4600 civarı. siz bu yukarıda bilgilerini verdiğim şirketin ilk 45 kobayından biri olur muydunuz?

dünyanın anasını ağlatan kötü bir grup var. bize musallat ettikleri bu boktan durumdan kurtulmak için gene aynı adamlara güvenemeyiz.

cuties

netflix'in eylül ayında çıkartacağı yeni filmin adı. fransız yapımı olan bu film, 2020 sundance'te ödül almış. orijinal adı "mignonnes".

filmin resmi özeti: 11 yaşındaki Amy, bulduğu "özgür ruhlu" dans ekibi sayesinde muhafazakar ailesine karşı isyan etmeye başlar.

hayatımda duyduğum en boktan film özeti olmasını geçiyorum. amme hizmeti olarak fragmanı izledim, saniye saniye önemli anları bırakıyorum aşağıya. bunu neden yaptın, ya da bu cümleler tam dinci lafları demeden önce şu etnry'yi bırakayım:(bkz:ölümü gösterip sıtmaya razı etmek)

başlayalım:
00:01 - 00:04: 13-14 yaşlarındaki bir kız kıvrak bel hareketleriyle dans ediyor, saçını ütüyle düzleştiriyor
00:13: küçük çocuklar flash mob yapıyor, hepsinde derin dekolte kıyafetler ve makyajlar
00:22: iki tane kız dolap benzeri bir şeyde "dans edelim mi" diye konuşuyorlar.
00:29: birbirinin üstüne devrilen ve bacaklarını ayıran bir kız çocuğu.
00:31 - 00:49: muhafazakar aile sorunları. sorunların kendisi yok düğüne ne giyelim filan; ama o 11 yaşındaki kıza kurulan cümle: "you are a woman now" (sen artık bir kadınsın)
00:50: bodrum katında bir jüri karşısında twerk yapan kız çocukları.
00:58: başrol kızımız para çalıyor, arkadaşı "oha çok iyi" diyor ve gidip iç çamaşırı alışverişi yapıyorlar.
1:01: ve işte büyük drama. annesi bir tokat atıyor kıza, "kimsin sen, neler yapıyosun kızım böyle" diyor.
1:13: bizim kızlar, baya 18 yaşlarına yakın bir grup gençle karşılaşıyorlar, yaşları konusunda yalan söylüyorlar. 11 değil de, 14 yaşındayız diyorlar.

fragmanın kalan kısımları boş editler ve bir şey ifade etmeyen koşma ağlama vs. sahneleri. gene bu fragmanın şu anda youtube'da 800 binden fazla dislike'ı var. işin korkutucu kısmı ise, 23 bin like'ı olması.

filmin yönetmeni, bundan önce 1 (yazıyla bir) tane kısa filmi olan bir kadın. (edit: o filminde de küçük bir çocuk, üvey bebek kardeşini çöp tenekesine atarak bitiyor). 2017'de yazmış senaryoyu, ve bir göçmen olarak kendi çocukluğundan esinlenmiş. amacı, muhafazakarlık ile internet kültürü arasında kalmış bir kızı resmetmek; aynı zamanda çocukların aşırı seksileştirilmesine dikkat çekmek.

vallahi çekti dikkatimizi; şu anda bu kadının parasını kim veriyor gibi olayları araştırıyorum şahsen. ama hazır ilgimiz burdayken; bu filmdeki "internet kültürü" ve çatışma konseptinde bu aşağıdaki kızlar ne yapıyor?



ben söyleyeyim, tiktok videosu çekiyorlar. bu uygulamayı bilahare detaylı yazacağım; ama özetle çocuklar için son derece tehlikeli ve yetişkin olan bizlerin anlamadığı için müdahele edemediği bir çin casus uygulaması. oraya poposunu sallarken fotoğraf yükleyen ve bunu sevinçle yapan masum çocuklar, ve onları izleyenler var.

cuties sadece bir başka deneme, tutmayacak bir şey. netflix'in paraya ihtiyacı da yok, yayımladıkları böyle sanat filmlerinden çok da sevilen de yok. ama böyle bir fragman yayınladılar, ve 4.5 milyon izlenme kadar saydığım görüntüleri gösterdiler.

amaçlarına ulaştılar yani. çünkü sistem o kadar aşağılık ki, bu fragmandan şikayet etmeye gene tiktoka gidiyor insanlar.

ölümü gösterip sıtmaya razı etmek

güzel dilimizdeki harika deyişlerden biri. anlamı, daha kötü bir haber verip, korkutup, sonrasında daha azına "oh şükür" dedirtmek. biraz nabız yoklamaya da yakın.

bu yöntemi en çok kullananlar ise politikacılar. farazi bir ülke varsayın; ekonomisi çok kötü giden. yeni zamları açıklamadan piyasaya dedikoduları yayarsın, "%25 zam gelecekmiş!" diye. sonra gerçek zam 15% olduğunda halk ayaklanmaz.

psikolojide, ve özellikle beyin yıkamada en önemli faktörlerden birisi tekrardır. yavaş yavaş, bir fikri ufak ufak göstere göstere, tekrar ede ede yerleştirilir. aynı şey reklamcılıkta da geçerli; siz bir reklamı ne kadar çok izlerseniz o ürünün aklınızda kalma ihtimali artar.

işte tam bu yüzden, amaç aslında sıtmaya razı etmek değil, size ölümü göstermek.

netfliz geçenlerde cuties adlı bir programın afişini yayınladı. afişin en büyük olayı, kameraya bakan bir çocuk ve onu öpmeye eğilmiş üç farklı çocuk olması. internet yıkıldı tepkiler küfürler filan; sonra "bu film aslında bilmemkimin çocuk istismarına dikkat çekmek için yaptığı..." filan dediler.

ve bu şov yayınlanacak. sonuçta hiç bir şey değişmedi, belki üyeliğini iptal edenler oldu belki olmadı. ama ne oldu? afişte sübliminali verdiler, her yere yapıştırdılar, fragmanda twerk yapan 12 yaşında kız çocuklarını gösterdiler.

önemli olan cuties'in çıkması değil; önemli olan bizim gözümüze seks objesi olarak fotoğraflanmış çocuklar sokmalar. cuties iptal olur muties çekerler, o olmadı çizgifilm yaparlar içinde sex yazan.

ama bu tekrar tekrar aynı mesaja maruz bırakmaya devam ediyorlar.
0 /