modern amerika tarihi

(not, henüz foto filan eklemedim. belki de eklerim zaman bulursam, ama şimdilik düzyazı tamamen)

uyarı: bu yazı çok uzun olacak, tarihe alternatif bir bakış açısı sunacak ancak sindirmesi zor ya da bazı yerleri absürt gelebilir. yazının sonlarında din konusu da giriyor işin içine ve bence en önemli kısım orası, ama sizi din tutuyorsa haberiniz olsun. benim tavsiyem bu yazdıklarımı baştan sonra masal gibi okuyun, kasmayın kendinizi ve en sonda karar verin bu masalda gerçeklik payı olabilir mi diye.

daha başlarken, spoiler gibi bütün bu yazının özetini vereyim. abd başkanlık seçimlerinde biden seçildikten sonra covid bitecek.

her şey aslında paranın bulunuşuna kadar dayanıyor, ama bizim irdeleyeceğimiz bölüm, aşağı yukarı 2. dünya savaşından sonra bugüne kadar olan kısım.

hiroşima ve nagasaki'ye atılan atom bombaları ile savaş bitmiş, hitler kafasına sıkmış, rusya palazlanmış ve nispeten yeni kurulmuş amerika'nın uzun süre sonra ilk kez aktif bir savaşı kalmamış. ortada mahvolmuş ülkeler, bitmiş bir ekonomik sistem var dünya çapında. bunlar tabi biz sıradan halk için, yoksa kastettiğim dünyadaki bütün zenginlik, bir kaç yerde toplanmış durumda. isviçre, vatikan, kayıp nazi altınları filan bunlar hep bir kaç kişinin tekelinde. bu durumun yarattığı sıkıntılar, aslında bugüne kadar çektiğimiz çoğu felaket ve ölümün sebebi. konumuz başkanlık seçimleri, o yüzden uzatmadan bir "para nedir nasıl çalışır"ı açıklıyorum.

para, takas kavramını herkesin üzerinde anlaştığı bir standarda oturtan icat. artık fasülye karşılığı oküz almak zorunda değilsin, direk altın sikke veriyorsun. başkasına da fasülyeni satıyorsun altın alıyorsun. insanlık ya parayı bulacaktı, ya da 100 kişilik köylerde "herkes bir işin ucundan tutarak" yaşayacaklardı.

insanlık parayı seçti. çünkü çok büyük kolaylık. fakat tabi herkes sürekli cebinde altın taşıyor, bunlar kayboluyor-çalınıyor-insanlar birbirini öldürüyor. biri çıkıyor diyor ki "hacılar siz altınlarınızı bana verin, ben saklıyım bunları, size de senet vereyim."

halk diyor "vat dı fak is senet?"

cevap veriyor bana o kağıdı getirince, size orada yazan kadar altınınızı vereceğim. böylece hiç cebinizde taşımanıza gerek olmayacak, ya da yarım altına bir şey alabileceksiniz. ve başlıyor ilk banka olarak himet vermeye.

bankalar kadar insanlığa zararlı bir başka oluşum var mı bilmiyorum, ama özünde çok gerekli bir sistem ne yazık ki. çünkü insanların bazıları kötü. ve fakat, bu kötü insanlar bankaların başına gelince ne oluyor?

bankalar, elinde olandan daha fazla altın kağıdı basmaya başlıyor. 100 tane altın varken kasabada, 1000 altınlık kağıt dolaşıyor yani. sonra bir gün tabi ki yakalanıyorlar, ve tahminim linç ediliyorlar. yüzyıllar içinde nasıl değiştiğine değinmeyeceğim, tarih kısmı bu kadar.

paranın şu anda çalışma şekli de şu. (çoğu) devlet, ülkesindeki piyasaya bakıyor. bu ülkenin çalışmaya düzgün devam edebilmesi için, 0'dan büyük bir enflasyon olması gerekiyor. yani eksi enflasyona dünya çapında geçildiği zaman, çok büyük sıkıntılar doğabilir. ki şu anda çoğu avrupada bir çok ülke negatif faiz ve enflasyonda.

bir de bilmeniz gerekeni insan sayısı arttıkça enflasyon düşüyor. yukarıdaki gibi bir örnek vermek gerekirse; ortada 100 altın var ve 100 kişi var. bu kişiler evlendi çocukları oldu, artık 100 altın ve 150 kişi var. artık bir tas yemek 1 altın olamaz, çünkü o zaman çocuk aç kalıyor ve bir yemek 0.66 altın oluyor. bunun sonucu olarak eğer piyasadaki üretim artışı, insan artışına denk düşmezse, para değer kaybediyor, deflasyon oluyor.

umarım güzelce anlatabilmişimdir. e devletler bakıyor durdukları yerde zarara giriyorlar, üretimi teşvik etmeye başlıyorlar. daha çok fabrika, daha çok çocuk işçi, daha çok vergi (ya da devletin geliri). buraya kadar da hadi dayandık ama buradan sonra dananın kuyruğu kopuyor arkadaşlar. mantık ceketinizi asın gelin.

teknoloji ilerledikçe, ford gibi puştlar, kanban gibi tipler çıkıyor. bu insanlar fabirakalar kuruyor, ve 2 milyon kişilik tatlış bir ülke, atıyorum dünyanın tişört üretme merkezi oluyor. ayda 500 bin tişört üretebiliyorlar. eh, 1 yıl gibi kısa bi sürede tüm dünya'ya yetecek kadarını ürettik. devam mı?

tabi ki devam, çünkü para çok tatlı. ürettikçe üretiyor, sattıkça satıyor, o sattıkları atık mı olmuş, satılmayanlar yanmış mı bitmiş mi umrunda değil. dediğim gibi, bazı insanlar kötü.

evvettt para hakkında bu kadar yeter, tekrar sahnemize dönelim: ikinci dünya savaşı sonrası, ekonomi bitmiş, bütün para birkaç yerde toplanmış. bu çok zenginler bakıyor ki, "zenginlikleri 5 para etmez dünyada herkes fakir olunca". adam gidip altın verip araba alamıyor artık, çünkü karşısındaki ekmek istiyor. fırıncı desen o da aynı. napsak napsak diyorlar ve tüm dünyayı kalkındırmaya karar veriyorlar. kalkmak derken, ass up tits down pozisyonu diyorum.

1945'te seçilen truman, avrupa'nın ekonomisinin şahlanması için truman yardımlarını yapıyor. bu yardımlar "dünya üzerindeki tüm demokratik ülkelere" veriliyor ve "dışarıdan gelen tehditlere karşı korunması" için kullanılıyor. ahahhs kılıfı beğendim, özetle para saçıyorlar.

parayı saçanlar kimler mi? rotschildler filan. eski, ingiltere ve anakara avrupasında kurulmuş bu gruplar, bütün devletleri kıskıvrak yakalamış durumda. sert bir giriş oldu, hemen açıklayayım.

yukarıda devletlerin enflasyonu kontrol etmek zorunda olduğunu söylemiştim. bunun için en kolay yöntem devletin para basması. ve fakat, devletlerin para basma yetkisi yok, bunlar merkez bankalarına ait ve merkez bankaları da özel. sahipleri de yukarıdaki aileler. devlet gidiyor "bana 1 trilyon ver", ve bu adamlar parayı basıp develete borç olarak veriyor.

devlet alıyor bunu bankalara dağıtıyor, sisteme öyle sokmuş oluyor. yoksa gidip küçük esnafa sana bana 1000 lira vermiyor yani. e tabi bankaları yukarıda konuştuk, ne yapıyorlardı? olmayan parayı veriyorlar insanlara. bunu günümüzde de yapıyorlar; ve her 1 tl için tam 7 tl borç verme hakları var.

ha bir de, bu bankaların sahipleri de yukarıdaki aileler. yani devletleri taşaklarından yakalayan bu pislikler, hem dünyaya para veriyor hem de bu paradan 8-10 kat daha da para kazanıyor.

"bu kadar boktan bir şey nasıl olmuş insanlar nasıl izin vermiş" diyebilirsiniz; haklısınız. amerikan iç savaşı da tam olarak bu yüzden yapılmış bir savaştır. kölelik filan onlar hollywood uydurması yani. savaşı çıkartıyorlar, ve sonra da savaşı finanse etmek için bir "bankalar birliği" kuruyorlar. bu birlik sonra federal reserve yani onların merkez bankası oluyor. bu bankalar birliğindeki bankalar kimin mi? bazı ailelerin.

truman, demokratik ülkelere para saçarken, bu paralar da bu ailelerden geliyor, onlar çoook çok zenginleşiyor.
daha sonra eisenhower geliyor, komunizmin yayılmasını engellemek amacıyla çalışıyor. kömünüst ajanda dediğimiz de, bu zengin ailelerin sözünün geçmediği yerler farkındaysanız: çin, rusya filan. daha önemlisi, bu "ürettikçe daha çok üretelim, onlar sattıkça daha çok kazanalım" gibi kapitalist olmayan ülkeler. hani komünisty değil de, anladınız.
ondan sonra ise kennedy geliyor, jfk reis. bu kennedyler aslında yüzyıllardır amerikan siyasetinin içindeler ve aileleri biliyorlar. jfk denen babayiğit ise çıkıyor isim vermeden diyor ki "bu ülkede gizli kapaklı işler dönüyor, ben bunlara izin vermeyeceğim". suikaste kurban gidiyor.
yerine lindson johnson geliyor. bu adam vietnam savaşına giriyor. bir de "büyük toplum" diye bir idealden bahsediyor ve yoksulluğa savaş açıyor. evet, yoksulluk; halbuki tüm dünyaya para saçıyorlardı? işte, kendilerine borç aldırttırarak saçıyorlardı onu ve insanlar fakirleşti.
yerine gelen nixon, tam bir "haydi insanlara havucu gösterelim" dönemi yaşatıyor amerikan halkına. vietnam savaşı bitiyor, kansere karşı savaş açıyor, çevreyi koruma kanununu çıkartıyor, ay'a gittiğinin videoları basına sızıyor.

bu arada halk tarafında ne oluyor? işte hippiler, woodstock, boomer jenerasyonu filan. bize hep geyik olarak "boomerlar çok zengin yha" ya da "onların zamanında çok ucuzmuş her şey" diyorlar. ama ben açıkçası çok zengin bir boomer hiç görmedim. o dönemde her şey ucuz evet, ama çok bir şey de yok aslında. teknoloji filan zaten de, hani çok insan da yok, kasabalarda bir araba bir ev hayat geçiyor, çeşitlilik sıfıra yakın.

çünkü en büyük sıkıntı ne biliyor musunuz? bütün bu tepedeki ailelerin ellerindeki para, dünyadaki altınla sınırlı. tamam, 8'e 10'a katlıyor, ama en azından bir sınırı var. bu nixon denen kukla, 1973 yılında paranın altın eşdeğerliğini kaldırıyor.

bu da, abd parasının aslında bir kağıt parçasına dönüşmesi demek oluyor. işte bu noktada, artık tamamen hayali borçlar, uydurma miktarlar, gerçek dünyada hiç bir değeri olmayan şeyler ortada dolanıyor.

ve insanlık borçlanıyor. her yeni doğan bebek hayata 39 bin dolar borçlu başlıyor hatta. artık insanların bir sürü şeyi var, ama değerli hiç bir şeyi yok. on bin kağıt parçasına araba alıyor, onu sekiz bine satıyor ve hop daha da borçlanıyor.

kime borçlandıklarını biliyorsunuz.

nixon'dan sonra gelen gerald ford, ekonomik krizle ve yüksek enflasyonla boğuşuyor. e ama ekonomik kriz neden? çünkü bu noktada artık insanların çoğalma hızı, üretimin artış hızına yetişemiyor. yani bugün 100 gömlek ve 10 insan varsa, yarın 1000 gömlek ve 11 insan oluyor. sayılar da bu kadar abartı bu arada, çünkü para artık tamamen hayali bir şey olduğu için, bunu kullanmayı bilenler zengin oluyor. warren buffet'lar boklar püsürler bunlar işte. bence aynı zamanda boomerlar zengin algısının oluşmasına sebep veren de bunun gibiler. halbuki bu adamlar boomer sayılmaz bile.

bu borç sisteminde adamlar "madem para hayal, madem borç yalan" diyip gidiyorlar 10 milyon kredi çekiyorlar, bunla yatırım yapıyorlar. seneye 11 milyon doları oluyor havadan çünkü üretim manyak gibi artıyor, yatırım yaptığı şirket durduğu yerde büyüyor adeta. bir de, bu adam borçlu olduğu için vergi ödemiyor desem? bankalara 10 milyon borcu olduğu için 0 vergi vereceği 1 milyon dolar kazancı var.

bu noktada amerikan halkının havuçla imtihanı sürüyor. takip eden jimmy carter ve ronald reagan tatlış insan hakları filan fıstık havalarındalar, esas olarak soğuk savaşı bitirmeye çalışıyorlar. çünkü aileler baktı orada milyarlık çin, milyonluk rusya öylece bekliyor sağılmak için.

ve en sonunda soğuk asvaşın bitişiyle, savaşçı amerikan prenses ay pardon presidentleri dönemi başlıyor. taa baba bush zamanından bahsediyoruz. savaş en karlı iş tüm dünyada, tarihin ilk başından beri. çünkü birine başka birini öldürtmen için çok para harcaman lazım. bu noktayı unutmayın, döneceğiz: çok para ile neler yapılır.

bu karlı sistemde aileler parayı kırıyor tabi ki gene. amerika füze üreticek parayı nereden bulacak yoksa?

en tehlikeli dönemler bu dönemler işte. ki siz bakmayın yakın zamanda çıkan bu sjw tayfasına, bunların tamamı amerikanın bekası için yapılan savaşlara alkış tutan tipler. çok sevilen obama bile binlerce çocuğun kanını elinde bulunduran bir şerefsiz.

internetin çıkışı ve yaygınlaşmasıyla, artık sanal para üretmek çok daha kolay hale geliyor. hayali ihracat fila gibi şeyler zaten, ama artık ben internet üzerinden emeğimi tüm dünyaya satabilir hale geliyorum. artık pazarım mizuri eyaletindeki şirin kasabam değil, tüm dünya.

2016'ya gelene kadar internetin gelişimi bir de "teknoloji devleri" oluşturdu. bunlar hem medya, hem de gerçek anlamıyla teknoloji alanındaki kişiler. bill gates, elon musk, jeff bezos gibiler. bunlar da baya baya zengin durumdalar, ama farkettiyseniz bunlar sadece sistemin içindeki parayı toplayan adamlar.

yani tepedeki aileler, bunlardan kat kat daha zengin. ama bu küçük balıkların çok önemli bir avantajı var, dünyayı yavaş yavaş ele geçiriyorlar. bu yüzden onlar da artık bu dünyayı yönetme pastasında söz sahibi. rotschild 50 milyon dolar öneriyorsa, bill de 50 önerebiliyor.

bu niye önemli: ne kadar para olursa olsun bir şeyi yapmayacak insanlar var. bu insanlar iyi insanlar. kalanlar için ise, o işi daha ucuza yapacak birini elbet bulabiliyorlar.

bu tepedeki aileler, küçükleri de öyle toplantılarına filan almaya başlıyorlar arada. onları kullanıyorlar, gaz veriyorlar ve istedikleri şeyleri yapmak için araç olarak kullanıyorlar.

ve geldik 2016 yılına. bu yılda trump bir şekilde seçiliyor. ve en azından seçim dönemindeyken, trump gerçekten troll bir aday. karşısında hillary gibi yıllarca ailelerin elinde büyümüş bir kişi varken kazanması imkansız. ama oluyor bir şekilde. ben kendi yarattıkları sistemin açığını rusların filan bulduğundan şüpheleniyorum. çok da önemli değil zaten.

seçildikten hemen sonra trump'ı da ele geçirdiler, ya da en azından kendisi de bir "küçük balık" sayılabileceği için bir miktar bağlantıları vardır belki. komik olan, bu adam tam bir andaval. yıllardır süren havuç yedirttikleri halk bir anda sağa sola sataşan, sürekli isyanlar çıkan saçma sapan bir yere dönüştü. bu cibiliyetsiz dışarda savaşlardan vazgeçmedi uzunca süre, başka ülkelere pirim verdi. çünkü kendisi bir vizyonsuz ve 3-5 milyonun ötesini göremiyor.

günümüze kadar geldik. yukarıda saydığım, trump hariç tüm başkanların mason loncasına üyelikleri ve/veya bir bağlantıları var. ya doğrudan üst kademedeler, ya da bilmemne kilisesi sekti gibi isimleri olan abuk subuk mini loncalarına gidiyorlar.

bu mason loncası ise tepedeki ailelerin loncaları. yani, uzun süredir para sayesinde dünyayı yönetenler, her şekilde her yeri kontrol ediyorlar. bağlantıları uzun uzun ve tek tek yazdım bu noktada, kanıtlarıyla.

şimdi din konusuna girmemiz gerekiyor. ama öncesinde; çok paranız olsaydı ne yapardınız? hayal gücünüz ne kadar geniş olursa olsun, bu adamların elindeki para miktarıyla ve dolayısıyla yaptıklarıyla ölçüşemezsiniz.

peki, herhangi bir para miktarı için ahlaki ya da insani değerlerinizden ödün verir misiniz?

bu adamlar o yolu çoktan geçmiş durumdalar. yaptıkları iğrençlikler insan kaçakçılığı, tecavüz, çocuk tacizi, insan öldürme, kan içme gibi şeyler. bunların hepsinin de kanıtları var, hangi tarikatta kim nasıl yakalanmış diye. "yok o loncadaki münferit bir olay" diyorsanız bilemem.

peki bu adamlar bunu neden yapıyor? bakın burada açıkçası benim iki tane cevabım var sadece. bir - açgözlülük, iki - saf kötülük. ve bu kadar çok acı çekilirken hala daha vazgeçmeyenler benim nezdimde kötüdür.

peki bu adamlar kötü, e o zaman bizi niye öldürmüyorlar? cevap: öldüremiyorlar. bizi yaratan gücün ne olduğunu düşünüyorsunuz ya da inanıyor musunuz bilemem, ama şu yukarıda saydığım asırlardır süren kötü niyetin hala daha insanlığı yokedemediği bana çok zor geliyor. soğuk savaşta bir adamın düğmeye basmasına bakardı halbuki, gerçekten kötü olsalardı.

ama bu adamlar sadece kötü değil, bu adamlar satanist. şeytana tapıyorlar ve amaçları şeytanın amaçları. kovulurken şeytan diyor ki "ben bütün bu insanları ayartacağım, sen de göreceksin". yaratıcımıza olan garezini, insanların tamamını ayarttığı gün çıkartacak.

ve o gün hiç gelmeyecek aslında, çünkü bu dünyaya biz hakim kılındık ve o ne kadar çok uğraşırsa uğraşsın beyhude. her şey yaratıcımızın istediği gibi istediği zaman bitecek.

haa ama bu kötülük, bu iğrenç varlıklar vazgeçmiyor görüyorsunuz. bu adamların kazanmasının yolunu açıklıyorum. eğer bu tuzaklara düşmezsek, hepimiz için umut var. bu adamlar
1) din tamamen unutulursa
2) insanlar tamamen, ayaklanamayacak şekilde köleleştirilirse

kazanacak. daha henüz 1'e ulaşmaları çok zor, ve onun yolu 2'den geçiyor. şu anda bir olay olduğunda, bu olayın kötüler tarafından mı yapıldığını anlamak istiyorsanız sadece bu soruyu sorun: sonunda biz birazcık daha mı köle olacağız?

kölelik aracı = para bu arada. bütün bu covid pandemisi aslında ekonominin sıçışı konusunda panik olmamızı engelliyor. pek çok insan, yıllar önce "2020'de bu ekonomik sistem patlayacak" diyordu, ve patladı. covid süreci bittikten sonra nasıl bir ekonomik sisteme uyanacağımız, tamamen meçhul. ve daha kötüsü, bu ekonomik sistem mümkün olduğunda insanları köleleştirmek üzerine olacak.

evrensel asgari ücret gibi
bitcoin ya da değil, kripto teknoloji gibi
vatandaş bilgilerini bulunduran çip gibi
her yerde seni takip eden kameralar için gerekli internet altyapısı (5g) gibi
facebook hesabı şart olan sanal gerçeklik gibi
cashless society - parasız toplum gibi

bu saydığım şeyler ve çok daha fazlası için gerektiğinde covid'i kullandılar, kullanıyorlar ve kullanacaklar. şu anda herkesin tek tip olması için maskeleri verdiler, insanları birbirinden uzakta ve kimseye güvenmeden, yalnız yaşamaya itiyorlar.

yeni ekonomik sistemi hazır ettikleri anda, bu covid süreci de bitecek. ve bu sistem, biden'ın seçilmesiyle ortaya çıkacak. eminim bu adam yemin törenini yaptıktan 1 hafta içinde aşı bulunacak.

bill gates'in aşı fetişi neden zannediyorsunuz?
ya da insana takılan ilk mikroçipi, paypal'ın kurucusunun kurması tesadüf mü?

tek istediğim sizden, covid adı altında hangi özgürlüklerinizden feragat ettiğimize dikkat edelim. bunun dışında buraya kadar okuduysanız çok teşekkürler, güvenli günler diliyorum. aman şeytana uymayın.

joe biden

selam arkadaşlar, bir süredir amerikan seçim sonuçlarına ağladığım için shdksdf şaka şaka biraz neler olacak neler bitecek görelim diye bekledim. amerika'nın 46. başkanı olan joe biden hakkında biraz bilinmeyenlerden, biraz da 2021'de onu ve dünyayı ne bekliyor ondan bahsedelim.

ön not; bulduklarımla ilgili kaynaklarımın çoğu reddit ve özellikce r/conspiracy'den geliyor. adamlar seçilene kadar beklemiş sonra muhalefet yapmış, tıpkı bizim muhalefet gibi.

başlamadan önce, amerikan başkanının konfeti patlarken korkudan altına sıçışına gülerek başlayalım:


halbuki amerika ne babayiğitler gördü.


amerikan seçimleri ile ilgili yazdığım yazıda değindiğim gibi, joe biden 47 yıldan beri amerikan siyasetinin içinde olan biri insan. tabi bu kadar sürede at izi it izine karıştığından unutulmuş bir olay: bu adam daha önce amerikan başkanı olmaya çalıştı.

1988 yılında, demokrat partiden başkan adayı olabilmek için yarışa giren biden, aynı sene ingiltere'nin işçi partisi başkanının seçim konuşmasını jest ve mimiklerine kadar çalınca hayalleri sekteğe uğruyor.

tabi o zamanki amerikan medyası adamı araştırmaya devam etmiş. okulda okurken sürekli araştırma konusu olan makaleleri birebir kopyala yapıştır yapıyormuş. bir röportajda gazeteciler bu sahteciliği sormuşlar; o da başlamış bol keseden atmaya. demiş ki, benim iq'um sizden yüksek anlamazsınız, ben 3 tane okul bitirdim (yandal yaptı), okulu ilk 50%'de tamamladım (85 kişide 76. oldu) gibi gibi şeyler. atıp yalanlanıyor.

daha sonra da baktı bu bokları çeviremeyecek, aday adaylığından çekiliyor. öyle bir loser.

bu saydığım özellikler, kendini yukarıdan görme ama loserlık filan tanıdık geliyor mu? bildğiniz trump valla. tabi o seçimden bu yana 30 yıl geçmiş, hiç bahsi geçmiyor bunların. özellikle ana akım, yan akım, soyal filan her cins medyada, şartlar ne gerektiriyorsa o gösteriliyor.

burada bir medya parantezi açalım. aşağıdaki grafik, insanların oy verdiği partilere göre, medyaya güven endeksi.


cumhuriyetçiler, özellikle trump'ın seçilip ortamlarda "feyk haberrrr" diye bağırmasından sonra, medyaya güvenmeyi bıraktılar. diğer taraftan körü körüne inanan insanlara da bu yukarıda söylediğim haberleri göstermiyor bu medyacırıspılar.

parantezi kapatalım. dediğim gibi biden aslında diploması olmayan başkan diyebiliriz, dünyada tek kıps kıps. bunun dışında trump ile aynı kalıp, aynı döküm.

ne kadar aynı, ne kadar paraya tapan kafada olduklarını şöyle anlatayım. diyorlar ya trump virüsü sallamadı, ekonomik kriz var, biden kaynakları sağlığa yatıracak diye?

aşı başlığında konuşmuştuk, devlet 4 milyar dolar masraf yapıyor aşı araştırmalarını teşvik için diye. peki başkanlık seçimleri için 2020 yılında, yani covid'in hüküm sürdüğü bu saçma zamanda harcanan para ne kadar?

14 milyar dolar.

yani bu virrüs bokunun bitişinin önündeki engel para, imkan, kimin başkan olduğu değil arkadaşlar. bekledikleri şey, insanları kontrol edebileceklerinden emin olmaları. o anda direk virüsün aşısı da çıkar, bir anda mutasyon geçirir zararsız olur, ay'da buldukları su virüsleri öldürüyor çıkar vs. vs.

o değil biden'dan girdik nerelere geldik, biden'a bağlıyorum. trump seçilseydi eğer bu adamların uğraşıp duracakları bir 4 yıl daha olacaktı. planlarını uygularken ülkeyi inatla kapatmayan bir başkan, gidip rusyayı yalayan bir tiple boğuşacaklardı. ama şimdi oğlunu ukraynalı fahişelerle devlet sırrı konuşmaya gönderen biden, bu "mutlak kontrol" sürecini çok hızlandıracak.

belki de bu adamın yemin ettiğinin bir hafta içerisinde aşıyı verirler piyasaya. "aşı psikolojisi hassas bünyelerde şiddeti tetikliyor" diye silahları toplarlar. biden kalp krizi geçirir, whore of babylon ve kapanış. (psikolojisi hassas bünye derken, 10 aydır eve kapatılıp insan ve güneş görmeyen bizlerden bahsediyorum).

amerika'nın 46. başkanı insanlığa hayırlı olur umarım. yaşlılıktan iki füze atmayı unutsa gene kar ne diyeyim.

2 kasım 2020 viyana terör olayı

güya viyana'da terör şeyi olmuş.. baştan sona psikolojik operasyon.

zirconium spark ball. paint ball sahalarında filan eğlencesine kullanılan bir zamazingo.

önce malzemeyi iş üstünde görelim



terör tiyatrolarında çok kullanıyorlar bunu. anormal kıvılcım çıkaran bir malzeme olduğunu fark etmişsinizdir.

viyana. kendiniz bulun zirkonyumu


dallas


başka bir yer



hatırlatalım


medyanın gözünüze soktuğu...
her...
şey...
yalandır..

gerçeği görmek için gözünüze itelenenlere değil gözünüzden kaçırılanlara bakın.



aşağıya trol mezarlığındaki eski yazıları ekleyeyim.. bozuk linkler oluyor. muhakkak görmek istediğiniz bir şeyse mesaj atarsınız bulmaya çalışırım, ama bazı şeyleri youtube siliyor.. çünkü sizi korumak için :)

https://eksisozluk.com/entry/61133383

https://eksisozluk.com/entry/61620685

https://eksisozluk.com/entry/62282223

https://eksisozluk.com/entry/64466893

https://eksisozluk.com/entry/67008315

11 kasım 2020 dolar kuru

abd'nin yeni başkanı bizi sevmiyor gibi şeyler söylüyorduk; o seçildikten sonra bu yükselir gibi geliyordu çoğu kişiye. ammaaa damadın saraydan adam döve döve çıkması bir anda kurun düşmesine, ve hatta düzenli olarak düşmesine yol açtı.

sahne önünde olan olaylar bunlar tabi. benim görüşüm ise, ülkemizin ne yazık ki bağımsız olmamasından ötürü; yeni başkanın ilk müdaheleleri bunlar.

şu sayacaklarım olurken, doların bir günden daha uzun süre düşmesi mümkün mü sizce?
- ülkenin ekonomi bakanı belli değil
- amerikanın başına tr'den hoşlanmayan bir başkan geçmiş
- amerikalı bir firma kovuk aşısını bulmuş
- tr merkez bankası başkanının, ekonomi bakanından dayak yediği iddiaları var
- tr merkez bankası başkanının, kasa tamtakır dediğine dair iddialar var
- ülkeye pandemi konusunda kimsenin güveni yok
- bildiğim kadarıyla yeni açılan bir fabrika, bir girişim, bir karlı anlaşma filan da yok

buna rağmen ülkenin parası, amerikan doları karşısında değer kazanıyor.

ekonominin hayali bir ürün üzerinden dönen bir mastürbasyon olduğundan bahsetmiştik - ve ekonomi hiç sebepsiz bir şekilde, amerikaya rağmen iyiye gidiyorsa ordan bir bokluk çıkacaktır arkadaş. bunu ortadoğuda bin kere gördük:
- kaddafi öldürülürken, ülkesi ortadoğu ve afrikadaki en zengin ülkeydi ve yoksulluk sınırı altında yaşayan kişi sayısı hollanda'dan daha azdı.
- mübarek istifa ederken, son yıllarda inanılmaz büyük gsmh artışı vardı, ama eşit dağılmıyordu.
- saddam hüseyin'in öldürüldüğü yıl, ırak gsmh'sı 50% arttı
- tunus lideri ben ali kovulmadan önce, her yıl büyüyen bir ekonomi ve azalan işsizlik vardı.

yani ortadoğu coğrafyasında ekonomi bir gösterge değil, bir araçtır. birini göndermek isterler, hop ekonomiyi batırırlar. başka birisini lider yapmak isterler, o belediye başkanı olduktan sonra ekonomi iyiye gitmeye başlar vs. vs.

dolayısıyla bugünkü düşen kur'un içinden civciv mi çıkacak kuş mu çıkacak ne olacak daha sonra göreceğiz. imamson olur, kılıçdarson olur bir "kukla"yı getirmenin yolunu yapıyorlar.

uğur şahin

5 Şubat 2010

"Kanser hastalarına karşı geliştirdiği aşı ile Almanya'da ödüle layık görülen Türk doktor 5 yıl içinde aşının piyasaya çıkacağını belirtti.

"Ürettikleri aşının gelecek yıllarda ilk defa hastalarda deneneceğini ve bu süreç içersinde tesirli olup olmadığı belirleneceğini kaydeden Prof. Dr. Uğur Şahin, kansere karşı etkili ilacın piyasaya çıkmasının 5 yılı bulacağını ve 500 – 600 kadar hasta üzerinde deneneceğini söyledi. "

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kanserli-hastalarin-umudu-turk-doktor-13612229

5 yıla kanser aşısı hazırmış.. koskoca doktorun yalan söyleyecek hali yok heralde..

bi de türk doktora övgüler diye yalandan gaz verelim


teyzenin tipi de tam şey.. virrus teyze tipi işte anla..

kobay ülkeyiz güzel dostlar.. tanesi 666 dolardan 5 milyon can sattık. çünkü para yok. çünkü ekonomi bitti.


vürüs 8 metre uçuyor, göte kaçıyor..

wuhan virüsü

bu virüsle alakalı bin kere at izi it izine karıştı gibi cümleler kurdum. artık bu izleri birbirinden ayırıyorum, size yaşadığımız her şeyi nokta nokta açıklıyorum. başlamadan önce uyarı, bunları okurken açık bir kafayla yaklaştığınız sürece anlam ifade edecek bir yazı olacak; yani radyasyon kelimesini görünce kaçmak yok. ayrıca daha önce farklı yerlerde incelediğim konuların hepsini de gerekli yerlere link olarak bırakacağım, ama onları okuyup devam etmenize gerek yok - sadece kafanıza takılan ya da aklınıza yatmayan yerleri okursanız yeterli.

başlayalım. arkaya müzik:

tıp bilimi, günümüzdeki haliyle en azından, üç aşamadan geçer.

1) hastalanma. burada "asemptomatik" bir yalandır, bunun tıptaki adı en fazla "taşıyıcı"dır. eskiden, eğer bir semptomunuz yoksa, doktorlar size siktir çeker ve "hastalanınca gel" derlerdi haklı olarak. yani bu aşamada kastettiğimiz şey aslında vücudunuzda ters giden ve bunu dışarıdan görebileceğimiz koşullar - hapşırmaktan tut parmağınız kesilmesine kdar hepsi birer semptom olarak geçer. "ben bıçak yarası taşıyıcısıyım" cümlesi ne kadar saçmaysa, virüs ya da bakteri taşıyıcısına "hasta" demek için aynı ölçüde saçmadır.

2) teşhis. doktorlar çeşitli testler yaparlar, semptomlarınızı incelerler ve derler ki "sende şu rahatsızlık var". burada dr.house gibi bir hasta geldi de kanser semptomu gösterip aslında gizli gizli boya yalıyormuş gibi şeyler gerçek hayatta karşılığı olmayan şeyler. teşhis konması da, "senin hastalığın şu" demektir; diplomasını hakeden hiç bir doktordan "sen şu şu şu hastalıklara sahip değilsin" diye bir teşhis duyamazsınız.

3) tedavi. bu noktada artık o hastalığın ya da vücuttaki o tersliğin giderilmesi için gerekli adımlar uygulanır. parmağınıza dikiş atmak da bir tedavidir, antibiyotik kullanmak da. hipokrat yemini etmiş hiç bir insan, gereğinden fazla tedavi uy-gu-la-ya-maz. çünkü yeminin ilk cümlesi şudur: "öncelikle zarar verme". bir örnek verelim; misal parmağınız morarmaya başladı ve doktor bunun nedeninin kangren olduğundan 100% emin değilse, o parmağı kesemez. bakın 99.999% demiyorum; çünkü öbür türlü hastaya zarar vermiş oluyor.

şimdi gelin bu wuhan illeti konusunda, kasım 2020 itibariyle, bu üç aşamanın nasıl işlediğine bakalım. bu kısımla ilgili size tablolar hazırladım. her bir tabloda; bize medya ve yöneticiler tarafından pompalanan seçenek, ve benim kafama yatan en olası alternatifi koyacağım (radyasyon). size demiyorum ki "alternatif gerçek olandır, doğrudur", dediğim gibi bana en olası gelenle kıyasladım. tek amacınız medya kolpasını çözmekse, o kısımlara bakmanıza gerek bile yok.

1) hastalanma
tablo 1: hastalık aşamasındaki olası seçenekler.


eğer bu virüsü kapmışsanız bunun semptomları radyasyon zehirlenmesi ile birebir aynı farkındaysanız. taşıyıcılık imkanı, eğer bu virüs ise, tabi ki var - ama sizin taşıyıcı olmanız hasta olduğunuz anlamına gelmiyor. bu cümle çok önemli. hasta olmanız için, hastalığın semptomlarını göstermeniz gerekiyor, taşıyıcı birine hasta diyemezsiniz. o bir taşıyıcıdır. ben değil, tıp diyor bunu.

ama bakın şimdi ikinci aşamamız; teşhis aşamasında ne yapıyor bu puştlar.

2) teşhis
tablo 2: teşhis yöntemleri ve olası sonuçları


bu aşamada işlerin boku çıkmaya başlıyor. daha önce pcr testini, ve antikor testinin ne anlama geldiğini yazmıştım. bu yapılan testlerin pozitif ya da negatif çıkması, sizde o virüsün var olup olmadığı konusunda yazı tura atmaktan farksız. pozitif çıkıp sizde hastalık semptomları da olmayabilir, virüs vücudunuzda kalmamış bile olabilir. negatif çıkarsanız sonrasında grip olabilirsiniz, vücudunuzdaki virüsü bulamamış olabilirler.

bu teşhis aşamasında biri gelip size iki şey diyebilir arkadaşlar:
1) ben hasta oldum
2) benim testim pozitif çıktı

ve bu ikisi aynı şey değil. şimdi medya orospularının gözümüze gözümüze soktuğu "covid olmuş ünlüler"in, nasıl açıkladıklarına bakalım. kendi twitleri videoları duruyor zaten.
ekrem imamoğlu: "covid testim pozitif çıktı"
boris johnson: "covid testim pozitif çıktı"
donald trump: "covid testim pozitif çıktı"
tom hanks: "covid testim pozitif çıktı"

ve böylece uzar gider. e neydi, testin pozitif çıkması bir şey ifade etmiyordu. bu adamlar da "hastayım ben" demiyor, çünkü değiller ulan. testleri pozitif çıkıyor. gene, neydi? hastalık olması için semptom olması ge-re-ki-yor.

3) tedavi:
tablo 3: uygulanan tedavi yöntemleri, ne yaptıkları, ve yan etkileri


bu tablodaki bilgiler, adamların kendi araştırmaları ve bize sunduğu bilgiler. clexane için şurayı (bkz:#1164402), hastaneye yürüyerek gelip boğazına tüp sokunca ölenler için şurayı (bkz:#1164348) okuyabilirsiniz. peki dikkatinizi çekti mi, bu clexane denen ilacın yan etkileri covid-19 semptomları! şok şok şok.
peki hasta olmayan birine bu ilaçları verirseniz ne oluyor, o kişi kovik semptomları göstermeye başlıyor.
pekii hasta olan birine bu tedaviyi uyguladığınızda virüsü öldürüyor mu, hayır; semptomları gideriyor.

*****

buraya kadar, her aşamada medya ve yöneticilerin nasıl ve ne boyutta basiretsiz davrandığını görebilirsiniz. basiretsiz diyorum, ama bence kötü niyet. her ikisi de insanlığın ya da senin-benim hayrıma olacak şeyler değil.

yazının son kısmı da, sen-ben-biz hakkında sevgili okuyucu. ortada dolaşan bir "şey" var, ve bizim başımıza gelebilecek ihtimalleri yazıyorum. ki zaten iki tane ana kol var: hastasınızdır ya da değilsinizdir.
1) nefes darlığı, ishal, tat-koku kaybı şikayetleri çekmeye başlarız.
2) hiç bir şikayetimiz yoktur.

bu iki ihtimalden birincisnde doktora gidersiniz, ikincisinde gitmezsiniz. tıp bilimi açısından, siz ilk aşamadasınızdır ya da değilsinizdir. eğer hasta değilseniz, gerçek doktorlar size teşhis koymaz, tedavi etmeye hiç başlamaz.

veeee işte burası zurnanın "zıııırrrsikicem yapacağınız işi" dediği nokta. siz hasta değilsiniz, ama ne oluyor:
1) çevrenizde birinin testi pozitif çıkıyor
2) "filyasyon" yapıyorlar ve geçen hafta otobüs durağındaki güzel kızın / yakışıklı çocuğun covid olduğunu söylüyorlar.

e sizde bir şey yok, ama şu anda ya kendinizi 14 gün karantinaya alacaksınız, ya da "şanslıysanız" kovid testi yaptıracaksınız. yoksa ceza, yoksa sopa. evde karantinada geçirirken başka bir filyasyon raporu geldi, ve siz sonsuza kadar ev hapsindesiniz böyle böyle.

test yaptılar, ve pozitif çıktınız (ki çıkacaksınız; çünkü (bkz:#1164581) ). geçmiş olsun, siz bir hastasınız. tıp bilimine göre değil, pandemi korku pornosuna göre.

siz hasta mısınız? geçmiş olsun, şu 16 tane hapı alacaksınız, boğazınızdan içeri tüp sokacağız. ilacın yan etkisinden ateşiniz mi çıktı, ishal mi oldunuz, öksürüyor musunuz? tüpü çok derine sokmuşuz da ciğeriniz hasar mı gördü?

eee biz demiştik siz zaten govik hastasısınız diye, bak. neyse ki asimptomatik iken yakaladık hastalığı.

******

şu kadar yazdım, elimden geldiğince objektif ve bilimsel yaklaştım. bu son kısım biraz kişisel yorumum, ilgilenirseniz. ben ortada insanların sağlığını etkileyen bir şeyler olduğunu düşünüyorum. buna 5g diyen var, radyasyon diyen var (ben: (bkz:#1163973), gerçekten virüs sanan var, varoğlu var.

ama bu adımdan sonraki kalan her şey, medya orospularının korku pompası ve yöneticilerin insanlığın tamamını ev hapsinde ve kontrolünde tutma çabası. teşhis koymasından tedavisine, maske kullanımından filyasyon çalışmalarına tamamı.

en önemlisi ise şu: korkmayın bu hastalıktan. başımızdaki satanist köpeklerin en çok korktuğu şey, aklını kullanan yetişkin bir insan. ve bunların kolpasına inanmayan, yalanlarına karşı gülebilen tek birimiz bile bu adamların bütün planlarını bozmaya yeter.

ben yukarda kendi sorgulamamı, ve neden böyle düşündüğümü yazdım. siz de düşünün, ve isterseniz bambaşka sonuçlara varın. biraz düşünüp incelediğiniz zaman farkedeceksiniz ki, gerçeğin ne olduğunu saklamaya çalışıyor olabilirler; ama kendi söylediklerinin gerçek olmadığı net.

güvenli kalın, dikkat edin kendinize.

covid-19 aşısı

aşının tanesi 666 dolar olduğundan, 1 milyon dozu alabiliyor olması bile mucize ülkenin.

halbuki bakınız amerikaya, milyarlarca doz aşı sipariş etti (gene bu başlığa yazmıştım sanırım). ingiltere açıkladı, önümüzdeki sene sonuna kadar 350 milyon doz almışlar. fahrettin kibarca sorsa türkiye'ye verirler herhalde bir miktarını di mi?

ya da acaba asıl sorulması gereken; bazı ülkelerin neden nüfuslarının 3 katı kadar alırken bazı ülkelerin nüfusunun çeyreği kadar bile alamaması mı?

eğer türkiye'ye satarlarsa geçmiş olsun, ülkemizin fişini çekmişler demektir.
eğer hayrına verirlerse geçmiş olsun, çünkü eğer bir şey bedavaysa ürün bizizdir.

bu aşının neresinden tutarsam tutayım insanlığın iyiliği için bir şey çıkmıyor.

wuhan virüsü

kaynak: ekşisözlük'te zaharoff isimli yazarın "pandemi" başlığına, 27 nisan 2019 tarihli entirisi. aynen alıntıyorum gerekli kısımları.

amerika'da türk bir ilaç şirketinin yönetiminden öğrendiğim kadarıyla çok yakında dünya çapında ölümcül büyük bir salgın gerçekleşecek. salgını yapacak olan kişilerse aralarında bill gates gibi zenginlerin bulunduğu, dünya nüfusunu azaltma projesinin mimarları olan bir grup. hatta daha bu salgın hastalık dünyaya yayılmamışken aşılarını bile üretime geçirdiler. “kulağa çok komplo teorisi gibi geliyor” dediğinizi duyar gibiyim. ama değil malesef. hatta türkiye cumhuriyeti olarak yaklaşık 2 hafta önce bunun hazırlıklarını başlattık.

konuyla alakalı cumhurbaşkanlığı'nın resmi gazete'de yayınladığı 2019/5 sayılı genelge

yanı başımızda bulunan yunanistan'da bu salgın hastalık küçük çapta denenmekte. ve yunanistan'da ani ölümler gerçekleşmekte.
bu olayın türk medyasında yer bulmaması ise işin ilginç tarafı. internette arattığımda haberi sadece haber türk'ün şubat ayında verdiğini gördüm.

haber türk ilgili haberi (bu link artık ölmüş, bulabilirsem ekleyeceğim)

sağlık çalışanları

kafası karışık insanlar grubu

"Sağlıkçılar enfekte izinler iptal istifa yasak 12 binlik personel alımı kasımın ilk haftası olarak müjdelendi ama ses yok.."



adam hem yalandan isyan goygoyu yapıyor "istifa yasak" bilmem ne diye, ama aynı cümle içinde "hani personel alımı yapacaktınız olmadı, nerde bizim gadiro" diye ağlıyor..


çürümüşlük akıyor.. her yerden.. sadece sağlıkçılardan değil. öğretmeninden, siyasetçisinden, ünlüsünden, askerinden polisinden.. her yerden..

bozulmaya direnen %1'in hatırına biraz merhamet görüyor dünya.

ama neyse konudan sapmayalım.. sağlıkçılar..

bu arkadaş henüz atanamamış ama atanmış, görev yapmakta olan sağlıkçıların düşünmesi gereken bir mevzu var.. 9000 insan nasıl öldü? bu soru eninde sonunda sorulacak..

wuhan virüsü

tırnak içinde "virüs teorisi" denen şey doğruysa eğer kendinizi asemptomatik hastalar diye bir efsane için üzmenize lüzum yok.

virüslerin çoğalma mekanizmasına bakalım


https://s3-us-west-2.amazonaws.com/courses-images/wp-content/uploads/sites/1223/2016/12/13222713/OSC_Microbio_06_02_lyticcycle-1024x420.jpg

1 virüs bir hücreye yapışıyor.
2 genetik materyalini içeri gönderiyor.
3 hücrenin genetik materyalini parçalıyor..
4 hücrenin parçalanmış genetik materyalini kullanarak kendi kopyalarını oluşturuyor
5 hücre zarı parçalanıyor, kopyalar hücre dışına çıkıp başka avlar aramaya başlıyorlar.

bu kadar.. bütün yaşam döngüsü bu.

tırnak içinde "virüs teorisine" göre "virüs" denen canlı, eş kovalamaz, çiftleşmez, yiyecek aramaz, yiyecek sindirmez. hücreye girer kopya oluşturur hücreyi patlatıp yoluna devam eder. tek yaşamsal fonksiyonu budur..


geride bıraktığı şey de doku yıkımıdır.. buraya kadar anladıysak devam edelim.


akciğerleriniz en hassas organlarınızdır.. sigara dumanı, biber gazı gibi şeylere karşı çok duyarlıdır.. aşırı hassas insanlar çamaşır deterjanlarını değiştirince bile öksürmeye başlar.. bütün bunlarda akciğerde bir doku yıkımı bile gerçekleşmiyor.. akciğer sadece yabancı gelen bir maddeye tepki veriyor.. çünkü akciğerleriniz en hassas organlarınızdır.. burası da tamam mı? tamam..

bir virüs akciğere yapışmış ve yaşamsal fonksiyonlarına başlamışsa bunun anlamı tektir: akciğer dokunuz yıkıma uğratılıyor..


böyle bir şey olduğunda akciğerleriniz çok şiddetli tepki verir. vücudunuzdaki bütün alarmlar ötmeye başlar.. yani öyle asemptomatik filan kalamazsınız.. akciğerlerin hücre hücre parçalanıyor ama sen öksürmüyorsun bile.. yok öyle bir durum..

"asemptomatik hasta" saçmalığı korona operasyonunu yürütebilmek için uydurulmuş bir efsaneden ibaret.

hastalık nettir.. hastaysan hastasındır, hasta değilsen sağlıklısındır.. kimseye virüs mirüs de yaymazsın.. virüs nedir meselesine sonra geliriz.

pcr testi denen şeyde ne aranıyor sorusunun cevabını öğrendiğinizde "asemptomatik hasta" saçmalığının da ne olduğunu zaten çakarsınız.. vakit olmadığı için başka güne.


hastaneye gitme kararınız konusunda dikkatli olmanızı öneririm..

birkaç örnek atmaya çalıştım, yakın zamanlı entirilerden
(bkz:#1164331)


öksürüğe neden olan tek şey "virüsler" değildir, bakteriler de zatürreye neden olur.. ama dünyanın mevcut anormal şartları altında basit bir antibiyotik + vitamin takviyesi + dinlenmeyle çözülecek bir bakteriyel pnomoni için 10 gün boyunca saçma sapan tedaviler uygulanabilir.. o arada da büyük kaybeden siz olursunuz...


sağlığınızla ilgili kararları gerçekten güvendiğiniz bir doktora danışarak alın.. yanlışlıkla adım atacağınız bir korona macerası hayatınıza mal olabilir..

daha önce bir soru sormuştum

+++++++
neden hasta oluyoruz?

cevap basit di mi? mikroplar, pakteriler, vürüşler falan felan.. pek düşünce olmadı.. bugüne kadar ne duyduysak o..

o zaman soruyu şöyle sorayım

neden bazı insanlar hasta olmuyor?
+++++

doğru cevap: bağışıklık sistemi

bağışıklık sisteminiz zayıf olduğu için hasta olursunuz, bağışıklık sisteminiz güçlü olduğu için sağlıklı kalırsınız.. denklem bu kadar basit.

uyku düzeninize dikkat edin, gerekirse vitamin takviyeleri alabilirsiniz, bol su, güneş, temiz hava, doğal yiyecekler sizi korur..

ille de bir şeylerden korkmak istiyorsanız size bu dünyada en çok korkmanız gereken mikroorganizmanın adını vereyim.. küf

hayatınızın hemen her alanında karşılaştığınız küf veya mantar sizi gerçekten çok hasta edebilir.. küfe ve mantara dikkat edin.. son kullanma tarihi geçmiş yiyecekleri kesinlikle tüketmeyin. tezgahınızda yiyeceklerin temas ettiği yerleri iyi silin. yüzeylerde kalabilecek bir mantar sporu kısa sürede bir koloni oluşturacaktır..


en başa dönelim. o ilk resimdeki "virüsler" vardı ya


o aslında virüs değil.. bakteriyofaj.. bambaşka bir canlı..

çok kısa süre öncesine kadar eğitim kitaplarında kullanılan temsili "virüs" resmi buydu.. bizi hasta eden korkunç virüsleri bakteriyofaj görüntüsüyle öğretiyorlardı öğrencilere..

yalan dünya...

soru sorayım: bakteriyofaj ne yapmaz?

cevap: bakteriyofaj insan hücrelerini enfekte etmez.

bakteriyofaj .. bakteri ve faj kelimelerinin birleşimidir. faj (phage) dediği şey ise "yemek".. yani bakteriyofaj bakteri yiyen demek.. sizi enfekte etmediği gibi tam tersi sizi enfekte edebilecek şeyleri yiyen bir canlı.. sizi annenizden daha çok seven biri varsa o da bakteriyofajdır yani öyle söyleyeyim.

üstelik virüslerin aksine varlığı yokluğu hakkında en ufak tartışma olmayan bir canlı.

kısa bilgi için


daha uzun uzun yazmak isterdim ama vaktim bu kadar.. başka zamana..

korkularınızı ve stresinizi yenin. yoksa onlar sizi...

burhan kuzu

herkes o görüşte değil

gürcihangiller govitize edilme ihtimalinden bahsediyorlar.




ben bilemem.. bana kalsa standart korona tedavisi zaten govitize ediyor ama..


her neyse artık bizim hükmümüzün geçmediği bir yerde. her şeyin en doğrusunu yaratıcımız bilir.

ahmet hamdi çamlı

özgeçmişinden

"Ahmet Hamdi ÇAMLI

İstanbul / Fatih - 1965, Ahmet Zeki, Sabahat.

Siyasi hayatına, 1969'da babasının kuruluşunda bulunduğu ve destek verdiği, Milli Görüş hareketinin lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın önderlik ettiği bağımsız hareketlerin içinde yer alarak başladı."


https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/milletvekillerimiz_sd.bilgi?p_donem=26&p_sicil=7376

bu ne kompleks bi cümle lan.. ama doğru okuduğun zaman anlam belli.

4 yaşında necmettin erbakan'la siyaset yapmadığına göre meclis arşivindeki özgeçmişini kontrol etmeyen bir arkadaş demek ki.. o derece sorumlu, o derece titiz falan felan..

hep diyorum gene diyorum.. sorunumuz muhalefet.. muhalefetimizin herhangi bir stratejisi, iktidar olma hayali, niyeti, hedefi yok.. rüzgarda yaprak gibi savruluyorlar ve 20 yıldır hiçbir şey değişmiyor.. 20 senedir aynı filmi izleyip izleyip duruyoruz. iktidar sıkıştığı zaman gollük paslar atmaktan başka bir fonksiyonları yok adamların.


kemal bey biden'i filan kutlamış..


cins misin oğlum sen? medya'dan gayrı adamı başkan ilan eden yok.. bir oldu bitti operasyonu çekiliyor amerika'da, sonucun ne olacağı da belli değil kılıç bey yırtık dondan çıkar misali biden kutluyor.. wad dı fak oğlum.. kıçında kurt mu kaynıyor? bekle biraz.

ama bekleyemez... akp'ye gollük paslar atması lazım.. bakın kılıç baydıncı filan yaygaralarını beslemeli.. sonra olur da biden resmen başkan olursa "dostum biden" olur gene bir şekilde kabak kılıçın başına patlar.. malesef..

ne diyordu sun tzu? strateji olmadan taktik kuru gürültüdür..


bize verilen akıl en bu dünyadaki en büyük sınavımız.. kullanmadığın zaman kafana bok yağıyor..

mansur yavaş

bence ekirem başkan daha büyük bir iş yapıyor.. gerizekalı insanların neden kötü insanlardan daha tehlikeli olduğunu öğrenmemizi sağlıyor. ben mesela sayesinde ayıktım. üstelik aşiretimin 2 oyu var.

medya

rektal yoldan döllenmiş haysiyetsizler sürüsü

orospularımıza söyleyin çocuklar koronyodan etkilenmiyor yazsınlar


orospu medya hemen başlığı yapıştırıyor

"Koronavirüs neden yaşlılara bulaşırken çocukları etkilemiyor?"


https://medyascope.tv/2020/03/10/koronavirus-neden-yaslilara-bulasirken-cocuklari-etkilemiyor/

yazıyı özetleyecek vaktim yok.. bilimsel görünümlü hurafeleri yalan dolanları okuyacak vaktiniz varsa kendiniz bakarsınız.


sonra devran dönüyor.. bu sefer tam tersi..

orospularımıza söyleyin çocuklar çok etkileniyor yazsınlar.

ruhunu vicdanını satmış orospular da emri ikiletmiyor.

"Korkutan sayı! 1 milyon çocuk yakalandı
ABD'de, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında 1 milyondan fazla çocuğun virüse yakalandığı açıklandı."

https://www.milliyet.com.tr/dunya/korkutan-sayi-1-milyon-cocuk-yakalandi-6356308

lan haysiyetsiz köpekler biraz omurganız olsun lan..

covid-19 aşısı

inekler için yıllardır var olan aşı



"Kompozisyonu: inaktive edilmiş sığır rotavirus G6 ve G10 serotiplerini (≥1.31 ve 1.00 RP*), coronovirus (≥ 1.2 RP*) suşları ve K99 pilusu tasıyan E.coli bakterini (≥ 1.00 RP*) ve adjuvant olarak quil A içermektedir. Koruyucu madde olarak gentamisin ve merthiolate içermektedir."

https://vetrehberi.com/scourguard-4k

şimdi koyunlar için olanını geliştirme tiyatrosunu izliyoruz..


önce aşı.. artık içinde her ne varsa..

sonra her dükkanın girişine bir elektronik okuyucu.. aşı kartsız girilmez şeysi.. sonra ay bu aşı kartı yerine daha kolay bişi olsa goygoyu ve meşhur çip...



görünümü artık bu mu olur başka bir şey mi olur bilemiyoruz.. ama bunlar hep gomple teyorisi... biliyorum hep komple... hep teori..

bu arada çin aşısını yaptırmam diyenleri ben tutup zorla çin aşısını vurdurmaya götürücem... şimdiden söyleyeyim..

çin'den gelen çakma videoları ciddiye alıp piğandeğmic (bilgeyt telaffuzu bu) ilan etcen, sonra çin'den aşı gelince ben yaptırmam onu.. yok öyle numara.. bizzat kulağından tutup götürcem sağlık ocağına, yapın bu ibneye çin aşısını, enjektörü de götüne sokun aklı başına gelsin diye konuşcam hemşirelerle..

ama öte taraftan da geleceği iblis belirlemiyor.. dolayısıyla işinize gücünüze devam edin. son düdük çalana kadar sahadayız.

kevin spacey

çocuk tacizcisi, karanlık işlerin adamı, çoklu kişilik bozukluğunu "oyunculuk" olarak yedirmeye çalışan bir köpek.

ne demiştik, bir resim bin kelime.


bu aşşağılık puşt, 1986 yılından itibaren çocukları taciz eden bir pislik. ve bununla ilgili suçlamalar ortaya çıktığı zaman adam ortaya çıkıp ne dedi?

"bu arada ben eşcinselim yha."

peki sonra ne oldu? adama suçlamada bulunan kişiler patır patır "intihar etmeye" başladı. sadece 2019 yılında, davaları sürerken, bu adama taciz suçlamasında bulunan 3 kişi intihar etti.

e be deyyus, peki bu suçlamaların çıktığı yılın 24 aralığında şu aşağıdaki videoyu neden koyuyorsun?


ne yazık ki tercüme etsem bile pek çok kısmı ve göndermeyi atlayacağım. özetle diyor ki, "siz beni dışlıyorsunuz ama hepinizin hoşuna gidiyordu. kanıt görmeden atlamayın, bir de beni öldü sanmayın ben hala buralardayım."

bütün bunların acısı çıkacak kevin. tam kazandığını(zı) düşündüğün(üz) anda hem de.

korona manyaklıkları

bu virüs ilk çıktığı zamanlardan, taaa 3 şubat 2020'den bir video. hatırladınız mı?



hani çin'de insanlar sokak ortasında bayılıyor, yerlere yığılıyorlar filan? biri yığılmış, 5 metre uzakta hazmat kıyafetli adamlar (34. saniyedeki tipleri söylüyorum).

ne oldu bu bayılmalara hakkaten? çinde üç beş kişi yere düşerken videolarını koydular ve herkes dedi ki "woooww virüse bak neler yapıyor durduğu yerde bayılıyor insanlar".

bütün bu kolpalarla ilgili en çok güveneceğiniz kişi kendinizdir dostlar. hafızanıza güvenin o yüzden. seçenekler nedir?

a) bu bayılmalar yalan, ve o zamanlar korku pompalamak için kullandılar
b) bu bayılmalar gerçek, ama bunun vürükle filan alakası yok

ortak nokta nedir? kandırılmış olmamız.

bonusu unutmuşum: bu kıyafetler normal sağlık personeli kıyafeti değil farkındaysanız. bu kıyafetler radyasyona karşı giyilen kıyafetler. sormamız gereken şu; sokak ortasında bayılan birine ilk müdaheleye neden iki tane anti-radyasyon kıyafetli insan geliyor.

amerika'da köleliğin devam etmesi

bize sürekli "ya biz iç savaş yaptık" ve "olm zenciler için en çok kurucu üyelerimiz bir şeyler yapıtı" goygoyu çeken amerika'da, hala daha köleliğin olması durumudur.

çok sevdikleri anayasa kanun maddesi 13, birinci bent der ki: Neither slavery nor involuntary servitude, except as a punishment for crime whereof the party shall have been duly convicted, shall exist within the United States, or any place subject to their jurisdiction.

tercümesi "kölelik ve gönülsüz işçilik kesinlikle birleşik devletler ya da onların hükmü geçen yerlerde yasaktır; sadece kişinin işlediği bir suça ceza olarak kullanılabilir."

yani biri bir suç işlemişse, onu hapse atıp onu köle gibi çalıştırabiliyorsun ceza olarak.

amerika 2015 yılı verilerine göre dünya nüfusunun %4.4'üne sahip, ama dünyadaki toplam mahkum nüfusunun %24.7'sine sahip. şu grafik ırklara göre hapse düşme oranını gösteriyor:


ve son olarak, amerika'daki (erkek) mahkumların %34'ü siyahilerden oluşuyor.

ortamlarda "köleliği bitirdik" dersiniz, kim bilecek.